23 Haziran 2011 Perşembe

bu, yaz tatilleri sikik olmaya yemin etmiş bi kızın öyküsüdür.

1. Aşama: Yaz Tatillerinin İğrenç Geçmeye Yemin Ettiği O Tarih

1992 yılının ekim ayıydı. Evren, doğacak yeni evlatlarının kaderlerini kozmik alfa beta ışınları, Venüs Mars döngüleriyle tamamlıyordu. Derken ekimin başlarında, bir kız çocuğu dünyaya geldi. Çok ilahî bi varlık olabileceğinden veya ismini taşıyabileceğinden de değil, muhtemelen sırf kız ilerde annesine "anneaağ benim yükselenimi bulmam gereğk saat kaçta doğdağğm??" diye sorduğunda kesin bi cevap alamayıp tahmini olarak "yaa işte sabah ezanı okunuyodu" demesi için o hâlen meçhul olan saatte doğdu. Annesiyle babasının ilk çocuğu olmasına rağmen daha çok babannesiyle dedesinin ilk torunu olmasının kaymağını yedi, hâlâ da yiyor. Kaymağı sever. Küçükken paket paket yerdi iğrenmezdi hiç, kusmazdı bile. Hatta gazete de yerdi sonra doktor anemisi var dedi sonra süt içmesini yasakladılar. Ama sütü hep sevdi. Sütün onu sevmesi gerekmezdi. Ama gastrit olunca süt de ona şıllıklık yaptı ve şimdi ne zaman içse gaz yapıyo. 19 yaşındayken 50 yaşındaki dede kaderini yaşamaya mahkum kızın isyanıdır bu. Neyse. Alfa beta falan diyoduk. Evet. Evren dedi ki, Lan şuna bi pislik yapak. Tüm yaz tatilleri göt gibi geçsin, zaten geri kalan zaman diliminde de yaz tatilini bekleyerek kendi kendisini çürütsün, böyle mal olsun falan ölene kadar. Ne dersiniz? Ve tüm yazlar da onun bu hain planına ortak oldular seve seve. Çünkü kız, sonbahar çocuğuydu. Koyu kestane saçlı, kahverengi gözlü ekimin kızıydı, kızıl saçlı yeşil gözlü civelek nisanın ya da sarı saçlı mavi gözlü kaltak haziranın değil. Bu yüzden yılın geri kalan mevsimleri kızı siklemedi hiç. Sonbahar güzeldi, o da okulların başlamasına denk geldiği için talihsizdi yoksa şikayet edilcek bi yanı yoktu o kadar.

2. Aşama: Angut Kızın Her Sene Bi Umut, "Bu Tatil Güzel Geçicek, Evren Bana Pozitif Karmalarını Göndericek" Söylemleriyle Ellerinde Çiçekler Kapıda Sırılsıklam Beklemesi

Derken derken yıllar yılları kovaladı ve kızın bilinci oturmaya başladığında fark etti ki.. Başkent, yaz aylarında tercih edilen bir il değildi o kadar. Çekilemez kadar sıcak olmasa da insanlar bi değişiklik için kıyılara gidiyordu, Ankara tahliye oluyordu. Bavullarını toplayıp mayo, bikini alışverişine çıkan arkadaşlarını görünce kız intizarda bulundu, Anne dedi Benim neden güneş kremim, mayom, bikinim yok, ben neden her yaz tatilinde  asfalta sıçılmış gibi olduğum yerde durmak zorundayım? Anne babaya döndü, Adam haklı beyler dedi ve Sen gelmesen de biz gidiyoruz baba, sen de oturduğun yerde kok dedi. Öyle insafsız davranmadı açıkçası. Ama diyebilirdi. Benim için sorun olmazdı. Neyse, anne aldı çocuklarını, kıyı kentine gitti. Kızın hatırladığı ilk tatil, Trabzon'a gitmesiydi. Kız sandı ki, mutlu olcak. Kız sandı ki, Trabzon da kızın onu beklediği heyecanla karşılayacak onu.

3. Aşama: Kızın Daha 6-7 Yaşlarındayken Hayata" Doğmak" Harici Nasıl Bir Kötülük Yaptığını Düşündürecek Zamanlar Geçirmesi 

Sonbahar harici hiçbi mevsimin kızı sahiplenmemesi gibi, Ankara harici hiçbi il de kızı sevmedi, istemedi. Trabzon a gülerek kendisini sevdirmeye çalıştığında Trabzon ona, bu kız hiç bize benzemiyor kızın annesi, küçüğü daha çok benziyo dedi ve resmî olarak siktiri çekti. Kız yüksek ses tonlarını sevmezdi, tehditkar bulduğu için korkardı daha çok. Trabzon çok gürültülü konuşurdu. Kız küfür edilmesini sevmezdi, salak aptal derken bile kötü hissederdi çok eskiden. Trabzon aklının alabildiği her şeyin amına koyabilirdi. Kız yağmurdan hazzetmez, kapalı havaları sevmez, ormanı o kadar özlemez, denize zaten fobisi yüzünden girmez, mısır ekmeğinden nefret ederdi. Trabzon, olduğu gibi kabullenilmezse hırçınlaşan, baskın kişilikli bi anneydi. Yeri gelince kendi çocuklarına bile sırf onları hayata daha iyi hazırlamak için acımayan bu kadın, elbette el çocuğuna merhamet etmeyecek kadar kalpsizdi. Kız, ondan sonra bir daha annesinin ailesine, Lazlara, Karadeniz'le alakalı hiçbi şeye yakın hissemedi kendini. Sonradan, babasının da aslında Trabzonlu çıkması bile değiştiremedi fikrini. Trabzon da kızdan intikam almak için kıyısındaki köşesindeki tüm şehirleri ikna etti ve kızın en yakın arkadaşlarını, çok sevdiği öğretmenlerini, saygı duyduğu yabancıları, kendilerinden hoşlanabilme ihtimali olan nadir xy ırkı bireylerini ve kendisinden hoşlanan tüm xy leri Karadeniz den seçtirdi. Mikrop gibi, saldı üstüne, hayatının vazgeçilmez parçaları olana kadar bıkmadı da. Kız, Trabzon lafı geçince yüzünü buruşturmaktan öteye geçemedi belki ama Trabzon intikamını sike sike aldı.
4. Aşama: Dunkof Kızın, Hiçbi Yaz Tatilinin Güzel Geçmeyeceğini Nihayet Kabullenmesi

 Yıl: 2011. Maya takvimine göre dünyanın nalları dikmesine 1 yıl kalmış. Kız hâlâ istediğini, yani huzurlu ve mutlu bir yaz tatilini elde edememiş. Ama köprünün altından akan sular ona çok şey öğretmiş. Pudingi yanık kokusu gelmeden ocaktan çekmesi gerektiğini, asla bi Galatasaraylıyla Fenerbahçe hakkında tartışmamayı çünkü bunun onu kanser edeceğini, öyle yükseklerden atıp büyük konuşmamayı çünkü bunu yaparsa tükürdüğü her şeyi teker teker yalıycağını ve yaz tatillerinin elbette bi şekilde kötü geçeceğini mesela. Gene okul bitmiş, gene o her şeyin bittiği günün ertesi günü yapışkan bi özlemle, tarifsiz bi hasretle beklenmiş. Gene o gün gelmiş çatmış. Sabah, daha doğrusu öğlen 1-2 arası uyandığında kızı kutlamak için şampanya konfeti kırmızı halı falan yokmuş ortalarda her zamanki gibi. Koduğumun hayatında ne değişiklik olacak demiş haziran yine. Haziran kaltaklığından bi şey kaybetmemiş belki ama kız umudunu çoktan yitirmiş. Haziran, uğraştığı kişi kendisine karşılık vermeyince oynadığı oyundan sıkılan bi pislikmiş. Haziran durmuş düşünmüş, bu kızı nası bu salak oyuna tekrar sokabilirim, nası tekrar onu umutlandırıp hayallerini bi kere daha çamurlara bulayabilirim diye çok düşünmüş. Kuzeni Mayıs a gitmiş. Mayıs her ne kadar önceleri bu fikri çok mantıklı bulmasa da Haziran onu, sana Temmuz u ayarlarım diye kandırmış. Mayıs da her xy gibi hafiften ebleh, %97.4 içgüdüleriyle çalışan bi yaratıkmış neticede, dışardan ne kadar öyle değilmiş gibi görünse de. Tamam demiş planımız ne? Sen demiş Haziran, oğullarından birkaçını musallat etmekle görevlisin. Karadeniz in yaptığını yapacaksın, daha fazlasını değil. Tamam demiş Mayıs, yeter ki Temmuz benim olsun.

Gidişatla Hiçbi Alakası Olmayan 5. Aşama: Çekik Gözlü Kızlar Olağanüstü Güzeldir


Çünkü çekik gözlüdürler bi kere. Bi de Japon, Kore, Çin falansa daha bi daş oluyolar böyle genetik saç düzlüğü durumu var onlarda. Çok deli. Lezbiyen ya da xy olsam kesin dadanırdım böyle Asian fantezisi falan, sapıtık şeylerim olurdu. Bunları tasarlayabildiğime göre halihazırda bi şeyler de var zaten.

Ha sonra mı ne olmuş? Mayıs, farkında olmadan zaten 1969'dan 1992'ye uzanan o dilimde oğullarından birini bu göreve verdiğini unutmuş, bu kız daha fazlasını kaldırabilir diye düşünüp hiç acımadan 10unu 15ini birden atmış oğullarının, kızın acınası hayatına. Kendisi de farkındaymış tohumlarının yıkıcılığının, bir araya gelseler neden olabilecekleri felaketlerin.

Ama aldırmamış Mayıs. Onun tek derdi Temmuzmuş. Ne de olsa Mayıs da salak bi erkekmiş. Diğer hepsi gibi.

22 Haziran 2011 Çarşamba

 Bugün Scrubs'ı da bitirdim. Bi süre kafamı görsellerle meşgul etmemeyi planlıyorum, ne biliyim kitap okuyup o kadar diziyi ard arda izlemenin yarattığı hasarı biraz da olsa düzeltmeyi istiyorum ama. Yaz geldi işte, devasa bi boşluk. İnsan kendini alkole verip uyuşturucuya bile alıştırabilir. Yazın tuhaf bi şeysi var işte bilmiyorum.

Bi de üstteki Scrubs'ın 9. sezonundaki elemana her baktığımda Cristiano Ronaldo'yu hatırlamam bana futbolu ne kadar özlediğimi fark ettirdi. Ronaldo, senin ukela gülüşlerini, gol attığındaki yavşaklıklarını bile özledim. Casillas. Sana olan duygularımı harflere dökmem mümkün değil adamım. Sizi seviyorum.

21 Haziran 2011 Salı

niye "şey"ler hep bi şeyler biterken olur. niye kapıyı kapatırken seslenirler, otobüse binilcekken "dur gitme" diye bağırılır, tam uykuya dalcakken uyandırılır insan? niye tam facebook u kapatırken mesaj atarsın?


Tanrım. Sana bu blogtan yalvarıyorum. Lütfen bizim gibi iki gerizekalıyı bi araya getirmeye çalışan bi planın varsa, ikimizden birisi alttan almayı öğrensin. Sana yalvarıyorum, beggin beggin uuu...

Ciddiyim. Zeki Müren'den "Şimdi Uzaklardasın" modunda başlayıp Ajdar dan" Çikita Muz" fonuyla biten bu konuşmayı başka biriyle yapamam ben. O kadar yetenekli değilim.
http://www.muzikicinefes.com/?utm_source=fizy&utm_medium=buton&utm_campaign=muzikicinefes1yil

hacı bu siteye üye olunca 20-27 haziran arasında adamlar şarkıları ücretsiz indirmene izin vereyormuş. çılgını oldum. biri beni kurtarsın.

ps: öyle çok heycan yapmayın, yabancı şarkı gibi bi olay yok. hatta yasemin mori bile yok la. kahroldum. ama gene de iyi.

20 Haziran 2011 Pazartesi

"Doğduğumuz andan ölene kadar hayatımız sürekli bir yolculuktur. Manzara değişir, insanlar değişir, ihtiyaçlar değişir, ama tren hep ileri gider. Hayat bir trendir, tren istasyonu değil."

Paulo Coelho - Elif

19 Haziran 2011 Pazar

the day before the day

"..Rory mimlemiş. Yapmak lazım. Demiş ki: Bir lamba cini çıksa karşına, dile benden ne dilersen dese, tek bi hakkın ve düşünmek için bi saatim olsa.. a-ne yaparım b-ne dilerim c-dileğimi seçmem kolay olur mu?

a- Oturur sakin kafayla düşünürüm, mantık adamıyım ben öyle gereksiz heycana kapılsam bile derecesini ayarlayabilirim.

b-Şimdi.. Üç seçeneğim var. Kafamda sürekli kurguladığım ama bi türlü yazıya dökemediğim senaryolar var, gereksiz bi çekincem var niye bilmiyorum. Belki sürekli onlarda yaşadığım için insan içine çıkarmak istemiyorum, başkaları salça olsun istemiyorum ondan. Ama öyle doğaüstü bi gücün yardımı gelcek olsa, onları kafamdan düzgün bi şekilde kelimelere döküp gerekli yerlere ulaştırmak isteyebilirim bu birinci ihtimal. İkincisi,   insanların ne düşündüğünü duyma yeteneği-ki bu da beni alanımın en iyisi yapardı-ama dediğim gibi gerçekler acıtır belki de bi süre sonra beni intiharın eşiğine getirebilirdi. Yetenekten çok eziyet olurdu, o zamanda bi opsiyonellik koyardık olaya. İstediğimde duymak, istediğimde duymamak kaydıyla insanların düşüncelerini duyma yeteneği. Hell yeaah. Üçüncü ihtimalse kaldıramayacağım kadar büyük bi ölüm acısı yaşamadan saniyeler önce ölmek. Yani çok sevdiğim böyle hayvan gibi bağlandığım biri ölmeden önce nalları dikmek.

c-Bu üç seçenekten birini seçeceğim için çok zor olmazdı da olurdu da. Belki de sonunda çok alakasız bi dilekle folloş ederdim bu supernatural anı. Elime bi şey vermeyegörsünler, hemen sıçarım valla hiç acımam.

Kimseyi mimlemiycem çünkü sonra kontrol edemiyorum insanlar yaptı mı yapmadı mı. Bakıp yapılmadığını görünce de sinirlerim bozuluyo, la sizi mimleyen de gabahat, gibisinden Anadolunun bağrı triplerine bağlıyorum.  Onun için yakın gelecekte, bloglarına sıkça baktığım insanlardan başlayarak bi mim başlatıcam hepiniz de yapıcaksınız lan! Yaa maa istemiyorum.

Bayz kib öptüm sçs.

16 Haziran 2011 Perşembe

If I were a boy #second five#

 İkinci bölüm, gene siyahî hatunlarla başlıyım dedim. Aslında sıra öyle gitti, ilk Biyanzi şimdi Siera.

Her ne kadar bazı kliplerindeki dans hareketlerini gereğinden fazla hayvanî bulsam da hatun gizel arkadaş. 

Tabii ki Alessandra Ambrosio. O çenenin fazla sivriliği yüzünden saçını topuz gibi bağlayınca uzaylı gibi dursa da fark etmez, Adriana varsa Alessandra da olacak arhadaş.

Bu gif her ne kadar daha çok Adriana'nın katır gibi gülmesine adanmış gibi görünse de Alessandra da var, bi de o Adriana ona dönünce bi gülüşü var ya, sanki zoraki kahkaha atıyomuş gibi, yarıldım. Adriana da neye kopuyosa.


Summer Glau. The 4400'le tanıdım onu, science-fiction ların vazgeçilmez suratı, gizel insan, yırtıcı kişilik. Bi bölümde The Big Bang Theory'de Sheldon'lar ona rastlıyodu, nası sevinç dolduydum *.*


Şimdi özür mektubu. Sevgili Angelina. Senden önce Megın dingilini koyduğum için üzgünüm, elimde halihazırda onun gif i vardı ondan vallaha. Yoksa seni daha çok kayırırım, severim sayarım bilirsin. Her ne kadar bi şekilde Tomb Raider serisine karşı aşırı bi iticilik hissetsem de, bunun hiçbi şekilde senle alakası yok. Indiana Jones bile izlemem ben, Mumya yı izlerken zorlanırım felan.


Hell yeah, Drew Barrymore. Bi hatunun suratı istediğinde tatlı istediğinde seksi istediğinde güzel nası olabilir bknz: Drew.

ps: sınava girdim çıktım, uzun süre bilinçsiz yattım galiba.

ps2: uyandığımda evde kimse yoktu kendimi walking dead de gibi hissettim, aha dedim zombiler apocalypse neyin.

ps3: ry nin listesini elde ettim ama etkilenmemek için bakmıyorum. şahsî listem bitince onu gözden geçireceğim.

ps4: stoya hâlen aklımda. yazacağum bi gün.

15 Haziran 2011 Çarşamba

"Bazen hayatını korku filmine çevirmek için peşine seri katil takman, adam öldürmen, zamanında bi ruhu rahatsız edecek faaliyetlerde bulunmuş olman gerekmez. Bazen bi proficiency sınavı, 8 ay boyunca sabit tutmaya çalıştığın ruh halini titreyerek folloş edebilir. 


İzin verdiğin sürece çilek reçeli bile moralini bozabilir." said psycho to the readers.

13 Haziran 2011 Pazartesi

If I were a boy. #first five#

 Dün bloggerda geziniyordum ki sevgili ry nin blogundaki bir yazının başlığı çok ilgimi çekti: Ölmeden Önce Sevişmem Gereken 100 Kadın

İster istemez düşündüm, tabi kadın diye düşünmemiştim ama baktım ki futbolcuları/aktörleri/müzisyenleri eklesem bile 100 etmiyo. Ben de, lan ben xy olsam hangi hatunlar üzerine olurdu fantezilerim diye sorguladım kendimi. Ry 100 kişilik listesinin hepsini vermeyeceğini söylemiş, xy olsam ben de vermezdim. Başkalarının fantezilerine alet edemezdim kendi hatunlarımı, öyle hayalî sahiplenirdim falan. Ama hatun olduğuma göre bi sakınca yok dedim ve partlara bölerek bu zahmetli ama beni eğlendirdiği sürece problem olmayan başlığı açtım.


 Bi kere benim ilk göz ağrım Beyoncé'dir. Kimselere yar etmem, benim için siyahî hatunların hepsinin güzel olması illüzyonunu yaratan yaratık kendisidir.

 Sadece 1 numara Beyoncé olurdu diyorum, geri kalanı aklıma gelen rasgele sırasıyla. Bi de 1'den 100'e kadar sıralayamadım. O kadar xy olamıyorum.


 Galiba altına Felis Catus gibi bi tanım yapmak yersiz ve yetersiz olurdu, zira kendisi Adriana Lima. Varlığıyla herhangi bir odadaki diğer tüm hatunların özgüvenini yerle bir etme kapasitesine sahip beauty machine.


 Milla Jovovich. Resident Evil'le hayatıma girdiğini söylememe gerek yok galiba, bu arada gifler oynamayabilir, çok meraklısı için: yeni sekmede açınca oynuyo olması lazım. hâlâ oynamıyosa yak bütün fotooğrafları ona ait bütün eşyaları.



 Megan Fox. Ha bu demek olmuyo ki Angelina Jolie mi Megın Foksi mi sorusuna Megın diycem. Hayır. Forever Ancelin. Ama Megın. Senden nefret etsem de xy olma varsayımıma dayanarak cevapladığım için mantıklı davranmıycam. Evet sen de varsın listede.


Şimdi o kadar hatundan sonra bı ne la diyenin götünü keserim. Yaşlı maşlı diyenin de. Bence susun. Hatun olmama rağmen çekik gözlü hatunlara yavşayabilitem var, söz konusu kişi Lucy olunca bu tavan yapıyo. Oyş.

ps: bundan 20 tane yapcam böyle. işsizim la. eheh.

ps2: evet, xy olsam bile eva mendez gizel gelmezdi. extraterrestrial.

ps3: sevgili ry, pornocular da dahil demişin, ben stoya yı çok beğenirim ama porno izlediğimden değil. kendisiyle çok kazara karşılaştım. usturuplu bi resmini bulursam onu da ekliycem.

12 Haziran 2011 Pazar

Üstelik giderek pembe maskenin işe yarayacağına olan inancım artıyor. Ürkütücü.

11 Haziran 2011 Cumartesi

Hayatındaki büyük sorunları dışardan belli olan insanlardan daha kötü durumdaki kişiler, hayatındaki büyük sorunları içerden bile zorla fark edilenlerdir. Çünkü sorunu bariz yaşayanlar, sorunlarını suratındaki bir sivilce gibi, herkesin gözüne çarpacak şekilde yaşarlar. Suratında sivilce olan diğerlerini gördükçe, onunla yaşamayı öğrenirler. Sivilceleri yok olduğundaysa çevresindekilerden, kendileri adına mutlu olduğunu belirten komplimanlar alırlar. Öte yandan, sorunlarını görmezden gelenlerinkiler bağırsak iltihabı, ya da ülser taşıyor gibidir. Hatta çoğu zaman onla eşdeğerlidir. Çok şiddetli ataklar harici dışardan kimsenin anlayabileceği şeyler değildir bunlar, çoğunlukla bu insanlar sağlıklı ve mutlu sanılır. Pembe sıçıyorlardır adeta, hayatlarındaki tek sorunları bağlanma korkuları, iş yerinde kayırılmamaları, sabah trafiği, kafeinli kahve içememeleri falan filandır. İşin kötü kısmı, sıkıntıları sivilceler kadar kolay geçmez, çünkü o sıkıntılar aynaya bakılarak içindeki iltihabı patlatılabilir şeyler değillerdir. Önce doktorla görüşmen, testler yaptırman, anesteziye girmen ve ameliyat olman gerekir. Sonra belki kurtulabilirsin. Kurtulsan bile dikiş izlerin sızlar her yere eğildiğinde, bir şeyleri kaldırmaya çalıştığında. Daha trajik olansa, yaşadığın güçlükten tamamen kurtulsan bile bunu kimse göremez, bu yüzden çabanı kimse takdir etmez. Kimse üstün başarılarından dolayı seni kutlamaz.

"Kimse seni aslında sen olduğun için sevmez. Sende kendinden bir şeyler bulabildiği, sana kıyıdan köşeden ufacık da olsa sığınabileceğini düşündüğü sürece seni katlanılabilir bulur. Sana katlanamayanların sikine kadar yolu olabilir, senin için doğru olan da budur zaten. Ama söz konusu kişi babansa.."

I hate Eva Mendez

Eva Mendez'den nefret ediyorum.


Çünkü üstteki karelerde de rahatça görülebileceği gibi bi uzaylı o. Uzaylı ırkçılığımdan değil, o kötü ve kendini güzel sanan, çoğu insana da kendisini güzel sandıran bi uzaylı. 

Eva Mendez güzel değildir önermesini herkese kabul ettirmek istiyorum.

9 Haziran 2011 Perşembe

Fotoğraflar hakkaten anları resmîleştiriyomuş. Ben konsere gidilince dandik çözünürlüklü telefonla kayda alınmasını saçma bulurum, çünkü sonradan bakınca tek görebildiğin parlak ışıklardır, bi bok anlaşılmıyodur falan. Üstelik onla uğraşırken işin asıl eğlencesini kaçırırsın. Hayatının güzel olabilecek kısa zamanlarını da harcarsın.

Ama fotoğraflar öyle değilmiş pek. Bu blog, en başta bi itiraf blogu olmak için kuruldu ama maalesef beni tanıyan tanıyor. Elimde değil, kendimi belli ediyorum ister istemez. Neyseki gerçek hayatımda çoğu insan daha "blogger" kavramından mefhum yaşıyor pek çok minnettarım.

Ve fotoğraflar.. Bazen birkaç ay önce çekindiğim fotoğraflarla daha yakın zamanlardakileri karşılaştırırım. Farklı hatunlar gibiler, birkaç ay önceki uzun saçlı, mutlu felan. Aslında onun da problemleri, karın ağrıları var ama çok eskide kalmış sanki, onları geride bırakmış. Artık o fotoğraftaki, aynadakiyle aynı kişi değil. O kız daha iyi, o kız daha üstün. O kız elindekileri henüz kaybetmemiş, daha meydan okunmaya cüret edilcek kadar zayıf değil. O kız aslında burdaydı, nisanın 6sında, 9unda, 12sinde, 13ünde, 14ünde, 16sında gelip buraya sızlandı. Şimdi bakıyor ki kendisi, kendisine bile dürüst olamamıştı. Kaldı ki başkasına mı olacaktı. Gri ye aslında her şeyin iyi gitmediğini mi söyleyecekti. Daha nisanda öyleyken şimdi niye böyle olduk diye ağlayarak onu mu suçlayacaktı. Suçlanacak bi şey ya da suçlayacak kimse yoktu. Bazen bir şeyler olur ve sebebi olmaz. Olması gerekmez. Hayat aslında sanıldığı kadar komplike değildir. İnsanlar sebepsiz doğar, sebepsiz yaşar ve sebepsiz ölür.

Bi de üst üste 8 kere suçlamak diyince çok tuhaf bi şekil alıyo fiil. Böyle aklıma sulu sucuk geliyo falan. Adam gibi depresyon yazısı da yazamıyorum amınakoyim.
Hacılar şimdi bi el atın. Black Swan ı, yani artistik yapmamak gerekirse gara guğuyu bugün izlemiş bulunmaktayım, evet film hayvan gibi popülerdi böyle büssürü ödül felan aldı ama benim bi filmi izlemem için herkesin izleyip ondan bahsetmekten vazgeçmesi lazım.* Öyle de tuhafım. Heer neyse. Şimdi izleyenler okusun çünkü yazının devamında spoiler şeyedeceğim. Spoiler ne edilirse artık. Şimdi hatun şizofren tamam, ama sonunda öldü mü naptı, bi de sürekli annesinin sesini duyuyo ediyo bilmem ne, hani kızın yaşadıklarının hangisi gerçek hangisi halüsinasyon iyice karıştı o bende. Güzeldi film ama rahatsız edici sahneler çoktu yok tırnağını kesiyo yok törpüyü sokuyo felan. Hığğğ modunda gergin kediler gibi izledim oraları hep. Bizi de düşünsünler biraz, bazıları kesiktir carttır curttur dayanamıyo arkadaş.

*İstisna da var mesela Yüzüklerin Efendisi, Matrix, Shrek, Madagaskar, Buz Devri. Ama hep aile baskısı, hep.

8 Haziran 2011 Çarşamba

"Bizim için zaman doldu. dedi. Ben artık asla seninle beraber olamıycam, sen bi daha asla içinden geldiği gibi ağlayamayacaksın. Artık annene bile güvenemeyeceksin, kıçını dayadığın tek yer duvar bile olsa acaba yıkılır mı diye huzursuzlanacaksın. Çünkü ben gidiyorum ve güneşi her gördüğünde, her gökyüzü işermiş gibi yağmur yağdığında, her çilekli puding gördüğünde seni gülümseten o şeyi de yanımda götürüyorum."

Galiba benim tek sorunum sabahları geç kalkmakmış. Bugün itler gibi 6.30da kalkıp otobüs bekledim de. Ordan anladım. Ben erken uyanmalıymışım. Normalde hâlâ uyuyor olmam gereken saatte amfilerde, sınavlarla çürütmeliymişim gençliğimi. Anca öyle mutlu olurmuşum çünkü.

7 Haziran 2011 Salı

Bazen bir şeylerin bitmesi için başlaması gerekmez. Başlamaya yakın şeyler de bitebilir. Birisinin asla arkadaşın olamayacağını ilk günden bilirsin ama boşa, daha çok da, nezaket gereği bi çaba gösterirsin ya yalancıktan. Mesela o, başlamadan biten bi arkadaşlıktır. İşte, bazı şeylerin bitmeleri için başlamaları gerekmez. Sözlere dökülmesi, açık açık konuşulması da gereksizdir. Bu, bi seni andıran ama saçları dümdüz olabildiği için senden daha hoş duran koyu kumral kızın sana dönüp attığı bi zafer bakışı da olabilir, her gün güleryüzle karşıladığın günaydınların kesilmesi de..

Her ikisinin de aynı masum suratın altındaki zehirli beyinden çıktığını biliyor olmaksa benim trajedim. Benim hep yaşamak zorunda olduğum trajedim.

6 Haziran 2011 Pazartesi

Hayatımda beni çok derinden böyle deep inside modunda anlayabilen insanlarla karşılaşmak öyle çok sık rastlanılan bi olay değildir. Halley kuyruklu yıldızından daha önemlidir benim için, çünkü o kişiyle bi nevî ruh eşi olduğumu anlamam için 15 dakka konuşmam bile gerekmez. İlk görüşte falan da anlamam işin açıkçası o konuda bok bi insanım. Ama çok geçmeden bi şekilde görünmez kimyasallarla onun çekim alanına girerim, o da aynı reaksiyonları göstermeye başlar böyle baş ve karın ağrısı, mide bulantısı, ciltte kızarıklık gibi. Bulaşıcı hastalık gibi bi şeyim evet, insanların hayatına girene kadar akıllarında bile değilim, sadece ara ara adımı duyuyolar ama yaşayana kadar o asıl acıyı, o işkenceyi anlayamıyolar.

Neyse. Kendileriyle iyi anlaşabilme ihtimalim olan insanları öldürmek veya öldürmesem bile ciddi anlamda hasarlarla bırakmak hobim değil. Sadece bugün, o lanet olası 1.5 saat boyunca aksanlı bir ağızdan önümdeki soruları cevaplayabilmek için native speaker bi herüfü dinlerken çok çok yakınımda olan gerçeklerden dolayı uzun bi süre mutlu olamayacağımı fark ettim. Beni benden daha iyi anlayabilcek insan bi süredir hayatımdaydı, ama beni benden daha iyi anlayabilmesi yeteneği ona benimle yaklaşık aynı karaktere sahip olmasından dolayı bahşedilmiş bi lütuftu-ki bu da ikimizin de yürüyen felaket olduğuna, bir araya gelirsek yavaş ve acılı bir ölüme yol açacak doğal afetlere sebep olacağımıza işaret. Beni belki hayatı boyunca asla anlayamayacak diğer insana karşı olan önyargım da  Hitler in Yahudiler e beslediği derin duygularla benzerdi. Baskın kişiliğini, her şeye bi anda ani ve zahmetsiz bi hareketle sıçabilme yeteneğini de babamınkine benzettiğim için ondan hayatım boyunca nefret edebilitem vardı. Yine de biliyordum ki benim gidip geleceğim yer, ruh eşiyle kalorifer yanında bi kupa dolusu kahveyle geçen o kış akşamı değil, geceleri uykularımdan uyandıran, camları döverek ortalığı bas bas ayağa kaldıran ani Ankara yağmurlarıyla ona eşlik eden şimşek-hemen ardından gök gürültüsü prensibinin işlendiği bi dehşet hikayesiydi.

Yazarın demek istediği, insanların hayatına bir sürü gri ve bir sürü velet gireceği. Ama yazarın tabii ki de onun için en yaşanılır kişi olan gri için mücadele etmek yerine bu durumu pek de siklemeyeceği, hayatının boş bir gaflet anına denk geldiğindeyse bi veletin bilinçaltında savrulup giderek kendi hayatını bile bile, şahsî rızasıyla becereceği gerçeğidir.

Gerçekler acıdır. Genze kaçan burun spreyinden kat kat acıdır.

5 Haziran 2011 Pazar

rory'den mim patlaması styla.

Evet bu yazı sevgili c'moon um rory ye ve onun bi süre daha yapmazsam bana küfür etmesine sebep olacak mimlerine adanmıştır. Kendisini seviyoruz bu yüzden boş zamanımızda mimleri yapıyoruz hemen =D

Güne başlamak istediğin şarkı nedir ? Tek bir tane ama her gün çalsa bıkmayacağım dediğin şarkı ?

http://www.youtube.com/watch?v=dzhHLVaYT1M

Evet gene beceremedim o ekranda artistik yuutub çerçevesi numarasını. Linke tıklayın yeter. Kansas - Carry on Wayward Son. Böyle başlasınlar "carry oon wayward sooon.. for there'll be peace when you have doone.. don't you cry no more.." desin. Ya da buna yakın şeyler söylesin. Çünkü lyric sitesinden sözlerine bakmaya üşendim. Duyduğumu yazıyorum. Native speaker olcam ben.

Di"y"er iki mime gelince.

Gıcıklaştığımız şeyler: Eva Mendez, saçımı yeni düzleştirmişken hava koşulları yüzünden merinosluğa mahkum olmam, yanımda para olunca hiçbi şeyi beğenmemem, param olmayınca vitrinlere salya sümük bakmam, dışarı çıkmayı istemediğimde insanların beni sürekli dışarı çağırması, dışarı çıkacağım geldiğinde herkesin bi tarikatmışcasına işbirliğiyle beni ekip hevesimi kursağımda bırakması/yüreğimi dağlaması ahey ahey, aksanlı konuşmalar ister Laz ister Doğu ister Ege ister Trakya şivesi olsun böyle hııağğğhh diye çenelerini sıkıştırasım geliyo, Supernatural ve The Big Bang Theory nin yeni sezonları için yıllarca beklemek zorunda olmam, bi şeye takınca bokunu çıkarmam, sınav haftalarından 1 hafta önce ve sınav haftasında menopozlu karılar gibi herkese hayatı zehir etmem, regl dönemlerimde menopozlu gibi herkese hayatı zehir etmem, birisi beni bozup göt gibi ortada bırakınca herkese hayatı zehir etmem, sevdiğim insanları paylaşamamam/çok kıskanmam/ama öyle böyle değil aşırı kıskanmam, bünyemdeki  tüm sinir stres kıskançlık ot bok zehrin kendisini bağırsak/mide/psikolojik hastalıklar olarak kendilerini dışarı vurmaları, sarışın xyler, ikizler xyler, ukala xyler, kendilerini hatunlardan daha zeki sanan xyler, Rihanna nın yeni saç rengini ısrarla değiştirmemesi o da benim gibi bokunu çıkardı artık, çevremdeki insanları benden umutlarını kesene kadar bıktırmam, benden umudu kestiklerinde çok çaresiz terk edilmiş yalnız hissetmem, iki yakın arkadaşımın sevgili olması, iki yakın arkadaşımın sevgili olduktan sonra ayrılıp görünmez ve yazılı olmayan bi kuralla aralarından birini seçmek zorunda bırakmaları, tadı güzel olmayan ve hemen yutmazsan damağına yapışıp ağzını dişçide uyuşturulmuş gibi bi hisle bırakan mide ilaçları, annemin her şeyi biliyorum tavırları, babamın .. genel olarak babam, kardeşlerim, kısacası ailem, yakın arkadaşlarımın zaman zaman bana siktiri çekmeleri, bi xyden o benden hoşlanana kadar hoşlanıp o benden hoşlandıktan sonra nefret edercesine fellik fellik kaçma içgdüsü, kaçan kovalanır hesabı daha da bi atraksiyon oluşturup istemediğim ilgiyi üzerimde toplamam, bi şeylere zamanında kızamayıp her şeyi üst üste biriktirip biriktirip çok saçma bi şeye aniden ve hızlıca fast and furious styla patlamam, annannem ve babannemlerin beni evlendirme planları, kampüsteki xylerin %89.5 inin saçlarının uzun ve dalgalı olması, sokakta yürürken elimi çarptığım 3 insandan 1inin klasik gitarda bi tek Akdeniz Akşamları çalmayı bilip gitar çalabiliyorum demesi, Türk dizileri ama en çok da Akasya Durağı, stv nin rambo jambo ceki çen polis akademisi filmlerini 100 milyon kere döndürmesi, oturup stv izlemiyo olsam da kanal zaplarken onun gözüme çarpıp beni fıtık etmesi, Mehmet Ali Birand ın ııı ları düşük cümleleri, Star Wars ya da Babam ve Oğlum izlemediğimi öğrenen insanların bana başka bi gezegende yaşıyomuşum gibi bakmaları, fikirlerini sormadığım hâlde xylerin sevimlisin sen aslında diyerek sevimli demek, sen güzel değilsin demenin kibar şeklidir önermesinin kafamda yankı yankı dolanması, bana sevimlisin diyen xy ırkı bireylerine salah diyerek gittikten sonra bunu niye yaptığımı hâlen algılamamaları, tuttuğum takımların gollerine sevinirken ofsayt bayrağının kalkması/yüreğimin dağlanması, tuttuğum takımla dalga geçilmesi ki bu yüzden adam öldürmüşlüğüm var adcsavgsag... kendi gözümde en azından ölüler, animasyon çizgi filmlerine çocuh filmi bu la ahah ahah diyen zeka seviyesi düşükler, ben bi şeyi aldıktan sonra o şeyin indirime girmesi, babamın laptop umu kullanması, adıma iyelik eki getirilmesi, küçük çocuklar, küçük kendini bilmeyen hadsiz gerizekalı aptal salak paçoz çocuklar, başıboş sokak köpekleri, insanlardan çekinmeyen kediler, doğuştan matematik veya müzik yeteneği olanlar, fondan Türkçe şarkı çalarken Türkçe bi şeyler yazamamam, fondan İngilizce şarkı çalarken İngilizce bi şey yazamamam...

Aslında baya devam ederdim. Hatta bu hızla gidersem kitap bile yazardım. Ama okunmayacağını biliyorum. La Rory okudum seninkileri ben. Valla bak. Limonun sarı olması böyle felsefi bi çıkarım gibi olmuş adsafaasf..



Yalan hakkında düşünceleriniz. Söyler misiniz? Söylediniz mi hiç?: Yalan bazen gereklidir, hatta bazen çok elzem ve hayatîdir. Çünkü çoğu zaman insanlar doğruları duymak istemezler. Sizden yalan duymak isterler, yalan olduğunu kendileri de biliyodur ama çoğunlukla ya o durumu değiştiremeyeceklerdir ya da buna üşenirler, bu yüzden yataktan kalkmış saçıyla yanınıza gelen hatun size bugün nasılım çok paspalım dimi diye sorduğunda, hayır tatlım bence gayet iyisin saçmalama, sen de paspalsan eheh eheh gibi nidalarla karşılık vermeniz gerekir. Aksini söylerseniz tüm gün kafasını saçına ve paspallığına takacak, kendisinde bi sorun olmadığına ve sizin onu kıskandığınıza inanacak ve sizden nefret edecektir.

Evet millet benim hayat hikayem bu. Ben deeee.. Re-L i, Rodolfo yu, Googhan ı, Ceren i mimliyorum.

3 Haziran 2011 Cuma

you don't even realize i'm barely alive..

Her şeyin normal gittiğini sanırsın. Sanırsın ki güneş doğunca gün başlıyor, horozlar ötüyor bi yerde, insanlar çalışmak için karıncalar gibi dökülüyor sokağa.. Kampüsün yolu hep aynı, artık yemekten aygır gibi olmuş kampüs kedileri gibi.. Gastritim son hız, allerjilerim neyseki artık pek rahatsız etmiyor. Hayattan, insanlardan, sınavlardan, geleceğimden, geçmişimden, düzleşmeyen saçlarımdan, lens takamamamdan, yağmur yağma ihtimalinden, veletten, ama her şeyden çok da kendimden nefret ediyorum filan. Ama farkında değil gibi yaşıyorum, artık benim için rutine binmiş şeyler. Hani şey gibi, günlük yaşam tablom düzenlenmiş böyle:

Uyan
Yaşamaktan nefret et
Kendinden nefret et
Gördüğün ilk insandan nefret et
Kendini öldürmek iste
Kampüsü uçurmak iste
İntihara meyillen
Sonra kendine saçmalama de
Derse gir çık
Eve gel
Uyu

Hani manikliğimi de sikip attılar gibi hissediyorum bizim ormanlara. Arada gülesim geliyor, çocukluğumdan bahsedecek olursam gözlerim doluyor falan. Yok hani tecavüze falan da uğramadım da ne biliyim, tecavüz sadece fiziksel midir neticede. Bi yerde hepimizin ruhuna tecavüz edilmiştir bi şekilde. Anlamsızlaşıyorum, silikleşiyorum, insanların yanında görünmezmişim, yarımmışım gibi hissediyorum. Bunu tersine çevirmek için de "onlar gibi olmak" zorunda olduğumu hissediyorum, mesela bi erkek arkadaşım olsun diye ölmeliyim, diğer kızların ne giydiği beni çok ilgilendirmeli, yaz tatili planları beni heyecanlandırıp neşelendirmeli.

Ne biliyim olmuyo işte. Bu hayata yakışmıyorum, bi iğreti duruyorum üstünde. Fazla bi aksesuar gibi, ama zararsızım neticede. Ne çok göze batıyorum ne de varlığım bi şey fark ediyor..

Ve sadece bi şarkı dinlemek bile tüm duygularımı laçkalaştırıp ağlatacak dereceye getirmeye yetiyor artık. Yoksa şarkının Hypnogaja nın Living in Misery si olmasıyla hiçbi alakası yok..

1 Haziran 2011 Çarşamba

Hacı bu neeee... Panikletme beni bılogır, adam ol, öyle yeni yeni şeyleri insan biraz alıştıra alıştıra şey eder. Lööğk! diye benim monoton hayatıma böyle bir eklentide bulunmadan önce düşünüp taşınmalısın.
Aaa hadi annee.. Benimle konuşabilmek için Shakira'dan bahsetmemize gerek yok. Gerçekten. Dinlemediğini biliyorum. Ben bile dinlemiyorum. Bu derece düşmemeliyiz.