Hep bi umut vardır. Bi yerlerde ürer bunlar, mitoz bölünmeyle çoğalırlar, mayoza kalcak kadar çok zamanları yoktur. Oksijenli oksijensiz, her yerde yaşayabilirler, yeter ki ele geçirmek istediği kişi de mantık oran
ı %0.01 de olsa azalsın.
Sonrası benim hikayem. Realizm tüm çıplaklığıyla önüme serilir.
Bak derler,
bunu devam ettirirsen başına hiç iyi şeyler gelmeyecek. Normal bi insanın ağlaması gereken durumlara düşeceksin, ama senin salak saçma prensiplerin ağlamana da izin vermeyecek. Sonra bu senden sinir krizi olsuun, gastrit olsuun, vertigo olsuun, inlete inlete çıkacak bi şekilde. Devam etme!
Ama ben sancam ki her şeyi yapabilirim, gücüm dünya üzerindeki varlıkların %90.6sına yetebilir düzeyde.
Sancam. Kılıçlarımı çıkarıcam, daha da salaklaşmışsam meydan okuycam hatta. Ama yok, bu sefer gerçekten zekiydim
/kendimi bile şaşırtacak bi biçimde/kendimi son dakikaya kadar tutmasını başarabildim ki hâlâ da o dışardan bilinçsiz içerden her şeyin farkındaki katatonik ruhsal bozukluğu yaşayan insan formunda gezebiliyorum.
Derken derken..
ki hikayenin bu kısmına gelmedik.. Abluka altına aldığım her şey,
3 aydır kendisini bastırmak için enerjimin neredeyse tamamını harcadığım o şeyler, benden birer birer intikamını alacak. Bi kesik bulcaklar, sızacak bi kesik.
Evet, her zaman bi kesik olur. O çok sağlam sandığın zırhın aslında yıpranır. İstersen en keskin metallerle örülmüş olsun, fark etmez, her zırhın bi zayıf noktası vardır. İş, bunu belli etmemektedir. Çoğu insanın acılarını dışarı vurarak feryat figan ağlamak yerine içinde tutmasının sebebi de o kesikleri saklamak istemesidir. Çünkü karşına çıkacak zırhlının seni iyileştirmek mi istediğini yoksa o kesikten içeri bi kılıç mı daldıracağını tahmin edemezsin.
Ve o kesik,
genelde beni öldürür. Benim için, benim hikayemin bu kısmı çok tuhaftır. Kesiği bulup deşen zırhlı, genelde bi zarar veremediğini düşünüp savaş alanından çekilir. Sonra beni
ruhsuz diye niteler,
acıtacak bir kalbi yoktu ki zarar verebileyim diyerek kendi gururuna yediremediği görünürde yenilgisini kabullenemez. Aslında bilmez, ne kadar zarar verdiği, ne kadar acıttığını, ilerisi için ne kadar korku tohumları saldığını fark etmez. Sanar ki kesiğine her dokunulan
ağlar, çırpınır.
Ben kesiğine dokunulduktan uzun bi süre sonra aldığı hasarın farkına varan, o hasarın farkına varınca da dış dünyaya kendisini tamamen kapatan, öyle ki bi süre sonra aynaya bakmaktan iğrenen, diyete girdiyse o arada bozan, her gün spor yapıyosa göt göbek yayılan, o depresifliğini odasının duvarlarının her bir köşesine fiziksel bi şeymişcesine sindiren, kısacası kendi kendisini zehirlemeyi başaran insan grubundanım. Evet,
adsız depresiflerden biri de benim. Benim tam bi depresif olmamı engelleyen tek eksiğim, depresif imin başındaki
manik im.
Evet, ben iflah olmaz bi manik-depresifim. Ne kendisini öldürecek kadar güçlü, ne başka bi manik-depresife teslim olacak kadar zavallı. Şu anki hikayemin tek farklı tarafı, karşımdaki hiçbir şeyin neşesini yok edemeyeceğini düşünen o yaratığın arşa değen götünü umursamamam, ve direnmekten vazgeçmeyeceğimi bilmem. Bu hikayenin de diğer hepsiyle ortak yanı, sonunun ne olursa olsun kötü biteceği.
3 aydır devam ettiği için, diğer hepsinden çok daha kötü biteceği.