31 Mayıs 2011 Salı

dizilerin evlenilmek istenilen karakterleri #1#

 Supernatural - Dean Winchester [Jensen Ackles]

Sarışın sevmiyorum ama seni seviyorum ağzını kırdığımın herifi.

The Big Bang Theory- Sheldon Cooper [Jim Parsons]

Ki bence sırf o replikleri ezberleyebilmek bile belli bi derecede zeka, mikemmel bi hafıza gerektirir. İstiyorum bundan bi tane.

 CSI: NY - Sheldon Hawkes [Hill Harper]

Sanıyorum ki siyahî xy ırkına karşı ilgim Will Smith'le kısıtlı değil. Kaldı ki Will ağlasın bence Hill'in yanında.

 The 4400 - Shawn Farrel [Patrick Flueger]

Bu herif resmen ergenlik acılarımdır lan benim. Uğruna science-fiction ları sevdiğim, sevdiceğim, küçücüğüm her şeyim adfsafvasgv...

How I Met Your Mother - Ted Mosby [Josh Radnor]

Hâlâ mother Robin olmalıydı diyorum. Robin'le nası yakışırlardı lan, sevimliliğe bak.. Al evde besle falan.

Las Vegas - Danny McCoy [Josh Duhamel]

Buldog Fergie ye kaptırdığımız için ırkça hasete fesata bağladığımız ender/nadir sevimli/yakışıklı grubuna giren xy ırkı bireyi. Hâlen yastayız.

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Bi gün, o çok sevdiğin hazır mercimek çorbası sana ihanet eder ve mideni bozar. Hastanelik yapar, kolunda serumlarla (bi de o serum bitince kanını kendi içine çekecek paranoyasıyla) saatler geçirmeni sağlar. Sonra da töbe billah bi daha mercimek çorbası içmezsin. İçemezsin. Sana bunu yapmış olması yeterlidir, mercimekle arandaki tarihe bi kahpelik onu affetmemen için yeterlidir.

Bana göre.

Mercimekin sürekli bi şekilde hayatında olması, o askerden döndüğünde onu tanımayıp bu kim diye ağlamış olman, en büyük ergenlik problemlerinin kaynağı olması, başka başka versiyonlarda o mercimeğin hayatının her bölümünde karşına suçlamalar, pişmanlıklar, hatalarını yüze vurmalar, egona indirilen darbeler, duygularını hiçe saymalar, senden nefret etmeleri, senin onlar yüzünden kendinden nefret etmelerin, aslında aynadakiyle barışık olmamanın suçlusunun %73.6 oranında hâlen onlar olmaları, ve evet, onlar senin için bir polen, bir ballı ıhlamurken senin hâlâ onlardan kaç-a-mı-yor olman çünkü hayatının her alanının onlarla kaplı olması.

Sana geçmişinde yanlış yapan bir sürü mercimek çorbası olabilir. Mideni bozmuş, saçma salak kusturmuş, sinirinden ağlatmış, kişiliğini yaralamış, o mercimek çorbası kendisini baban, ilk çocukluk aşkın, ilk lise hoşlantın, ilk üniversite kafa karışıklığın olarak gideren azalan bir sevgi derecesine karşın giderek artan bi r karşı güç olarak hayatının her kısmında göstermiş olabilir. Fakat bu ahvâl ve şer'ait altında dâhi vazifen, bir Rus atasının da dediği gibi aynı hataya 2. kez düşmemek (ki bu senin için 8 falan olur) ve elinden geldiğince kendini koyvermediğini san-dır-mak-tır. Muhtaç olduğun kudret, sahip olduğun iki "x" kromozomunda mevcuttur.

Kafam çok karışık Atam, aşırı mutsuzum, saçlarım nemli hava yüzünden düzgün düzleşmiyo, çok çirkinim. Seni bu duruma alet ettiğim için de çok üzgünüm bilhassa. Ama o kısmı ezberimden yazdım. Valla bak.

29 Mayıs 2011 Pazar

damn u barça!

Dün gece livescore.com a baktıktan sonra artık rekabetin olmadığı bi dünyada yaşamanın anlamı kalmadığını fark edip intihar ettim. Üst üste kuşburnu, ballı ıhlamur ve papatya çayı içerek aloe vera (?) lı yüz maskesi uygulayarak yavaş ve acılı bir ölümün kollarına bıraktım kendimi.

Gerçekten. Biri Barcelona ya arkalı önlü dalmadığı sürece huzurlu uyuyabileceğimi sanmıyorum.

PS: The Big Bang Theory de bitti. Sıraaaa Scrubs'taaa.

27 Mayıs 2011 Cuma

congratulations for me.

Bugün, hayatımın geri kalanında bitkisel özlü hiçbi ürünü kullanamayacağımı, bal yiyemeyeceğimi ve bitki çayı içemeyeceğimi öğrendim. 5 kutu ilaçla 45 dakika eve dönene kadar burnum boğazım tıkanarak ağlamamak için kendimi çok zor tuttum, odama girdiğimdeyse kendimi tutmaktan o kadar çok yorulmuştum ki yattığım gibi uyudum. Uyandığımda her şey kötü bir kabusmuş gibiydi.

Ben de -mış gibi yaşamaya devam ettim.

24 Mayıs 2011 Salı

Sevgili Nil beni mimlemiş idi yaklaşık yüz yıl önce, mimin konusuysa "Tarihsel süreçte nerede olmak isterdin? Neden orada olmak isterdin? Kimi görmek isterdin?"


İşin açıkçası öyle spesifik olarak görmek isteyeceğim bir tarihî kişilik yok, Einstein olsun, Atatürk olsun, Gandhi olsun, huzur içinde yatsınlar o bana yeter. Ben ki olasılık dahilinde olmasa bile "lan geçmişe gitsem neden/sonuç bağıntısını zaman döngüsü içinde bozmuş olmaz mıyım, şerefsiz miyim la ben milyar insanın hayatıyla bir kuklaymışcasına oynayayım" diyerek gayet hümanist Anadolu insanı mantığıyla çalıştığım için bu soru bana mide krampları kitledi. Ama illa da bi yere gidiceksem ilk medeniyetlere gitmek isterdim, ne yükümlülük var ne bi şey var, feysbuk olsa ekleyeceğin insan sayısı toplam dünyada 500 felan. Güzel dönemlermiş onlar. Fazla seçim şansın da yok, böyle kişilik problemlerine de mahal kalmazdı o zaman, yok bağlanma korkusuymuş falan.   La zaten popülasyon 500, yarısı baban dayın amcan deden kuzenlerin yeğenlerin ve erkek kardeşlerinden oluşsa diğer yarısından illaki birini seçecen. Vertigo, gastrit bilmem ne de olmazdı, lan niye şimdi yaşıyorum ki ben. Of. 


Ben de eğer yapmadılarsa Rodolfo yuu, Rory yi, Purak ı mimliyorum =) [Purak küfür etme.]

22 Mayıs 2011 Pazar

Bu babannem. Bu dedem. Lola da benim 3-4 yaşlarındaki küçük kız kardeşim.

-Lola'nın kreşten bi arkadaşı vardı. Adı Toprak gibi bi şeydi.

Biraz düşünce aralığı.

-He Ataberk Ataberk.

Ataberk'ten Toprak'a uzanan o ince çizgi.

----


Ha bi de. Fenerbahçe şampiyon oldu. Sevinç doldum. Taştım. Yarın sınıftaki embesillerin diline düşme düşüncesi bile bugünkü uykumun içine sıçabilirdi ancak yaptık oldu. Yendik. Mavi donumuzu da kendimiz getirdik.

2-2'den 3-4'e uzanan o ince çizgi.

-----

Uzun süreli ilişkisini bitirdikten sonra önüne gelen tüm heriflere saldıran bir hatun misali, Supernatural'ın yokluğunda The Big Bang Theory'yi baştan incelemeye karar verdim. 2. günüm ve 2. sezon 9. bölüme kadar geldim. Bunların 12sini babamla izledim. Supernatural ın 4. sezonunu da tamamen annemle izlemiştim. Ailem tuhaftır. Annem daha tuhaftır. Supernatural sezon finaline girdim dedim, aa Lale Devri başlamış dedi.

Supernatural'dan Lale Devri'ne uzanan o ince çizgi.


-----

Gözlükten lense, kabarmaya aşırı meyilli saçlardan 200 dereceyle terbiye edilen düz-leş-tir-il-miş saçlara, pembe simli ojelerden küf yeşili ojelere, gözüne kalem sokmaktan korkarken hanımın çiftliği sıtayla likit aylanır çekmeye, she.. is funny den little black dress e, 1.50lerden 1.63e, 38 bedenden 36ya, sarışın nefretinden koyu kumral sevgisine uzanan o ince dev çizgi..

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Bugün Supernatural ın 6. sezonunu bitirdim. Şimdi ben bu ulvî diziye çok sonradan başladığım için kendi çapımda bi rekor kırdım ve okul döneminde toplam 3 haftaya yakın bi süreçte 5 sezonunu bitirdim bu hayvan heriflerin. Pişman değilim. Gene olsa gene yaparım. Da.. Da... Ben şimdi 7. sezon gelene kadar nelere veriyim kendimi, başımı nerelere vurayım.. Ha bi de çevirileri yapan Kojiro reyiz, eyer, eyer sesimi duyuyosan gel anlaşalım. Başından ben çevirmeye başlayım, sonundan sen, 5 dakkada hallederik, ne dersin? Bunu okursan bana ulaş öptüm xoxo.

20 Mayıs 2011 Cuma

Şu görüntüyü hayatından çıkarmak isteyen kaç kişiyiz?

Bence az değiliz. Hem de hiç. Ayrıcaaa cudaas cudu aa-aa.

19 Mayıs 2011 Perşembe

Daha da bana Aşk Tesadüfleri Sever miş, romantikmiş komediymiş, dramaymış, hüzünmüş izle diye tutturmasın kimse.

Juan, benim başka insanlarla dram izlemememin, 120nin CDsini her tuttuğumda aceleyle bi taraflara sıkıştırmamın, hâlen Babam ve Oğlum u izlememiş olmamın bi sebebi var. Çünkü o en fazla 2 saatlik sürenin sonunda biten tek şey "film" olmuyor. Hiçbi zaman. 

18 Mayıs 2011 Çarşamba

if I gave you the truth, would it keep you alive?

 Hep bi umut vardır. Bi yerlerde ürer bunlar, mitoz bölünmeyle çoğalırlar, mayoza kalcak kadar çok zamanları yoktur. Oksijenli oksijensiz, her yerde yaşayabilirler, yeter ki ele geçirmek istediği kişi de mantık oranı %0.01 de olsa azalsın.

Sonrası benim hikayem. Realizm tüm çıplaklığıyla önüme serilir. Bak derler, bunu devam ettirirsen başına hiç iyi şeyler gelmeyecek. Normal bi insanın ağlaması gereken durumlara düşeceksin, ama senin salak saçma prensiplerin ağlamana da izin vermeyecek. Sonra bu senden sinir krizi olsuun, gastrit olsuun, vertigo olsuun, inlete inlete çıkacak bi şekilde. Devam etme! 

Ama ben sancam ki her şeyi yapabilirim, gücüm dünya üzerindeki varlıkların %90.6sına yetebilir düzeyde. Sancam. Kılıçlarımı çıkarıcam, daha da salaklaşmışsam meydan okuycam hatta. Ama yok, bu sefer gerçekten zekiydim/kendimi bile şaşırtacak bi biçimde/kendimi son dakikaya kadar tutmasını başarabildim ki hâlâ da o dışardan bilinçsiz içerden her şeyin farkındaki katatonik ruhsal bozukluğu yaşayan insan formunda gezebiliyorum.

Derken derken.. ki hikayenin bu kısmına gelmedik.. Abluka altına aldığım her şey, 3 aydır kendisini bastırmak için enerjimin neredeyse tamamını harcadığım o şeyler, benden birer birer intikamını alacak. Bi kesik bulcaklar, sızacak bi kesik. Evet, her zaman bi kesik olur. O çok sağlam sandığın zırhın aslında yıpranır. İstersen en keskin metallerle örülmüş olsun, fark etmez, her zırhın bi zayıf noktası vardır. İş, bunu belli etmemektedir. Çoğu insanın acılarını dışarı vurarak feryat figan ağlamak yerine içinde tutmasının sebebi de o kesikleri saklamak istemesidir. Çünkü karşına çıkacak zırhlının seni iyileştirmek mi istediğini yoksa o kesikten içeri bi kılıç mı daldıracağını tahmin edemezsin.

Ve o kesik, genelde beni öldürür. Benim için, benim hikayemin bu kısmı çok tuhaftır. Kesiği bulup deşen zırhlı, genelde bi zarar veremediğini düşünüp savaş alanından çekilir. Sonra beni ruhsuz diye niteler, acıtacak bir kalbi yoktu ki zarar verebileyim diyerek kendi gururuna yediremediği görünürde yenilgisini kabullenemez. Aslında bilmez, ne kadar zarar verdiği, ne kadar acıttığını, ilerisi için ne kadar korku tohumları saldığını fark etmez. Sanar ki kesiğine her dokunulan ağlar, çırpınır.  

Ben kesiğine dokunulduktan uzun bi süre sonra aldığı hasarın farkına varan, o hasarın farkına varınca da dış dünyaya kendisini tamamen kapatan, öyle ki bi süre sonra aynaya bakmaktan iğrenen, diyete girdiyse o arada bozan, her gün spor yapıyosa göt göbek yayılan, o depresifliğini odasının duvarlarının her bir köşesine fiziksel bi şeymişcesine sindiren, kısacası kendi kendisini zehirlemeyi başaran insan grubundanım. Evet, adsız depresiflerden biri de benim. Benim tam bi depresif olmamı engelleyen tek eksiğim, depresif imin başındaki manik im.

Evet, ben iflah olmaz bi manik-depresifim. Ne kendisini öldürecek kadar güçlü, ne başka bi manik-depresife teslim olacak kadar zavallı. Şu anki hikayemin tek farklı tarafı, karşımdaki hiçbir şeyin neşesini yok edemeyeceğini düşünen o yaratığın arşa değen götünü umursamamam, ve direnmekten vazgeçmeyeceğimi bilmem. Bu hikayenin de diğer hepsiyle ortak yanı, sonunun ne olursa olsun kötü biteceği. 3 aydır devam ettiği için, diğer hepsinden çok daha kötü biteceği.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

ne biliyim #1#

Kablosuz ağ bağlantı listemde bi BAY S var. Ne biliyim beni siksen adımı BAYAN B diye girmem. Saçma yani. Ne biliyim. Bi de Snatch i izledim. Sevdim ama ne biliyim. Biraz karmaşıktı, zaten karakterlerin adını ezberleyene kadar.. Ama sinemalar.com da söyledikleri kadar yarılmadım. Ne biliyim olmadı işte.

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Tamam yani demek istediğim, yaklaşık 3 haftadır diziyi paralel takip edebilmek için en başından başlayarak izlemiş olabilirim, hatta gün itibariyle 6. sezon 1. bölüme gelmiş de olabilirim/ve gerçekten bunun için tüm fiziksel olanaklarımı ekstrem boyutlarında harcamış olduğumu da hissetmiyor değilim ama şu an yaşadığım durumu "Supernatural Koması"ndan başka bi tamlamayla adlandıramam. Supernatural Koması: Okulunda bahar şenlikleri varken evden dışarı çıkmayıp yoklama alınmayacak 2 bomboş günü de laptop başında Supernatural izleyerek geçirmek, insani ihtiyaçlar harici başka bi şey yapmamak, ama gerçekten başka bi şey yapmamak, 5. sezon sonunda gözyaşlarına engel olamamak, 6. sezon başlangıcında senaristlere küfür etmek, yine de 2. bölümü izlemek için bekleyememek ama bugün için çok fazla olduğunu da kabul etmektir.

Evet, sanki hiç göz allerjimin, bi süre uzun bi süre tekrar gözlük kullanmak zorunda olmamın ve bu tiple bırak okula gitmeyi insan içine çıkmayı bile tercih edecek bir yapımın olmamasının bi alakası yokmuş gibi konuştum. Ama gerçekten. Silahın olmadan savaş alanına çıkmamalısın. Bknz: Fazla dramatikleştirmek.. 

10 Mayıs 2011 Salı

here comes the castiello.

Bugün Supernatural'ın 4. sezon 4. bölümüne kadar izledim-diziye 3 hafta önce başlamış birisi için iyi gibi gibi-. Galiba okulun bahar şenliklerine de bu göz kızarıklığı, hapşırma, yorgunluk argınlıkla bok giderim. Ha bi de herkes cillop gibi gezerken benim günden güne yaşlanıyor izlenimi vermem de ayrı bi etken tabi. Ekmem gereken bi kahvaltı var ama bahane olarak kendimi insan içine çıkabilecek gibi hissetmemem yeterli olmayacak. Hani msnde çevrimdışı olduğun, facebook/twitter a girmediğin ve telefonunu kapattığın sürece bi dokunulmazlığın var ya, hah işte onu bu ara çok aşırı feci pis istiyorum. Uzun bi süre için ulaşamayacağımı bildiğim hâlde istiyorum. Hah bi de durup durup Lady Gaga nın Judas ını izleme isteğim sönsün istiyorum, ayrıca o Judas kesin gey ya da biseksüel, başka şansı yok o tiple.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Geçen bi arkadaşımı buldum forumlardan birinde, şu anki sınıfımdan bi herif. Çok da severim kendilerini. Ama böyle sanalda, ondan habersiz onu bulunca bi tuhaf hissettim, sanki odasına gizli kamera koymuşum gibi. Bugün gittim yanına, nickini söyledim.

-Çürük domates sana bi şey ifade ediyo mu?
-Oha. Nası buldun?
-Ben bulurum.
-Yok artık. Dur konuşcaz.

Neyse neticesinde gidip söyledim. Onu gizli gizli dikizliyomuşum duygusundan kurtulmak az buz bi şey değildi, artık insanlarla ilişkiler reel/sanal olarak ciddi anlamda ikiye bölünmüş durumda.

8 Mayıs 2011 Pazar

want you to make me feel like I'm the only girl in the world.

tutunamayanlar

O değil de herkesin facebookta, bloggerda, twitterda anneler günü temalı şeyler, özellikle Sertap Erener in bi tek annem olsun bana bi bok olmaz şarkısını paylaşması felan. 23 Nisanda bayrak asmak kadar yapmacık geliyor. Ben hiçbi şey yapmayanlardanım. Sembolik şeylerin gözümde anlamını/değerini yitirmeleri bundan 4-5 sene öncesine denk geliyor.

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Şu an fark ettim, benim hiç Tolga isimli arkadaşım yok. Oha. Nası olur. Tolga ya abi nası bi insanın Tolga diye bi arkadaşı olmaz, herkesin hayatında en az bi Tolga olmalı bence. Hemen bulmalıyım.

kimseye etmem şikayet. ağlarım ben hâlime.

Görüyosun ki üstteki fotoğraf itibariyle bu post bi ergen postu olcak. Burda yazar ağlıycak, sinirlencek, hayata dair intizarlarını, yer yer itirazlarını dile getircek. Tabii ki bu her zamanki gibi onu daha fazla dibe çekmekten başka bi boka yaramayacak. Hayat, yarın da cnbc-e dizileri gibi olmayacak. Hiçbi şey iyiye gitmeyecek, her şey boka sarcak. Erkekler hep umursamaz olcak, kızlar hep alıncak, anneler hep çocuklarının üstüne meteor düşmesini olasılık ihtimalinde görcek, babalar karnı doyunca mutlu olcak, kardeşler kendinden nefret ettirmek için yeni yeni taktikler bulcak. Dünya her zamanki gibi oynak ritminde dönüp durcak, bu kızın karnı mı ağrıyodur başı mı dönüyodur, sikinde bile olmayacak. Ama dünya kadın bence. Manik depresif bi kadın. Güneş de insan olsa karşılığı İspanyol İtalyan melezi olacak karizmatiklik ve yakışıklılıkta bi erkek. Venüs aşifte, Mars zeki ama o kadar çekici olmayan bi erkek. Gene de idare eder. Diğerleri için de düşünür, hatta üstüne salak saçma uzun uzun yazardım ama kafamı toplamakta zorlanıyorum şu an.

Bazen şarkılar insanın içine sıçabiliyo. Tüm gününün nasıl geçmiş olması umrunda bile olmuyo, gülmekten ağladığın günün akşamı burnunu çekmenin sebebi acı olabiliyor. Yazar burda kapalı benzetme yaptı. Galiba istiare. Ya da her neyse.

6 Mayıs 2011 Cuma

O değilde facebookta yeni birini ekleyince ya kabul etmezse? korkusu. İç savaş yaşıyorum yeminle.
Bak ne buldum.

Francesc Fabregas*. Sen dev bir kedisin. Tu erés un gato gigante.


*Saçına kaşına başına gözüne yavrum tü tü tü tü maaşallah.

5 Mayıs 2011 Perşembe

 Jenny nin küçüklük halleri. Daha Love don't cost a thing söylüyor. Ben küçüküm, o genç. Hatun lan. Bildiğin kadın tanımı. Benim için Biyonz gibi bi şey o.

Burda da son klibi, I'm into you da. Hani bazı insanları mekanlarla özdeşleştirirsin ya, bu kadına fonda sahil ortamı nası gidiyo nası yakışıyo. Yıllandıkça güzelleşiyor ayrıca. Bu ara tercihlerimde bi kayma var, hissediyorum.


O değil de. J.Lo ya. Ne mazimiz var senle.


1.38e kadarki kısım gereksiz. Burdan Biyonz a, biricik sevdiceğim, beni iri kalçalı siyahi hatunlara aşık eden idolüme, sheenn aşırı derecede sevimli bi şeysin yani öyle tarif edilicek gibi değil ve benim pirenses Beyoncé'm. Dünyaa güzeli, dünya güzeli, herkes göremiyo tabi. Ben görebiliyorum.
-Sınavın nasıl geçti?
-Dayadılar işte arkalı önlü.
-Hep öyle diyosun ama sonuçlarını biliyoruz, iyice sınıf arkadaşlarına benzedin.
-Haa tabi. Bu arada lensleri de çıkardım ama bi boka yaramadı, gözlerim hâlâ exorcist modunda.
-İyi de sen kaşındın, hemen lensleri takma demişti doktor sana. Lens takmıycaksın.
-Takmıyorum tamam lanet olsun takmıyorum. Zaten hiçbi zaman iyiye gitmiyorum, sadece her şey daha kötü oluyor.
-Bunu senle defalarca konuştuk, vertigo olduğunda da aynı şeyi söyledin, geçti ama. Sadece bi süreç istiyor. Doktordan randevu ayarlarız.
-Evet, eminim daha önceden olduğu gibi bu da çok işe yarar.

Ağlamayı hiç sevmem ben. Nefret ederim hatta. Tamamen reset çeker çünkü bana. Yorulurum, 5 dakka ağladıktan sonra 3 saat uyurum. Uyandığımda bana üstümden 8 jet-lag geçmiş hissi, ağzımda tamamen kuruluk, gözlerimde sıcak bi acı, ve her defasında Niye ben? sorusu eşlik eder. Bu çok klas bi ağlamadır ama, her zaman böyle lüksün olmaz. Bazen, şimdiki gibi, uyanık kalmak zorundasındır. Midendeki o korkunç hissi bastırmak için bulabildiğin her şeyi yerken bi yandan erircesine ağlamak, bi yandan yarınki gramer sınavını düşünmek zorundasındır. Bugünkü sınavı artık arkanda bırakmak, yaptıysan da yapamadıysan da tamamen unutmak, akşama yıkancağını aralıklarla kendine hatırlatmak, don't wanna talk about it don't wanna think about it, i'm just so sick about it..

Bi de şarkı için kaçıkturuncu ya aşırı teşekkürler. 2 gündür bağımlısı gibi dinliyorum =)

4 Mayıs 2011 Çarşamba

videoyu ekranıyla post unda gösteremeyen kızın dramı

Ben şimdi şu embed kodlarıyla yapılan ekranı çıkarıp videoyu burda gösterme olayını beceremediğim için. Linklerle idare ediceksiniz. 

Adnan Hoca - Kedi Canını Senin


Adnan Hoca - Beril Sen Dev Bir Kedisin


Al gırdın gırdın


Şanslı masa. 


Ard arda 8 kere izleyince ruhsal problemlerde artış gözleniyomuş öyle duydum ben. Bi de hayrına biri bana videoyu şurda kutu kutu çıkarmayı öğretsin Allaasen.

3 Mayıs 2011 Salı

Bence çekik gözlü olup çirkin olmak ayrı bi yetenek ister. Bu Türk erkeklerinin ister süt ineği ister tereyağlı çubuk olsun tüm sarışın renkli gözlü hatunlara salyaları akarak bakmasıyla aynı orantıda bi koşullanma benim için. Bi kere şu sevimliliğe bak. Tatlıı muunis, beni de sever doğru mu?

Adnan hoca esprisini bilmeyen gitsin lan. Atsın kendini camdan aşşaa. Kedi canınızı sizin.