22 Haziran 2011 Çarşamba

 Bugün Scrubs'ı da bitirdim. Bi süre kafamı görsellerle meşgul etmemeyi planlıyorum, ne biliyim kitap okuyup o kadar diziyi ard arda izlemenin yarattığı hasarı biraz da olsa düzeltmeyi istiyorum ama. Yaz geldi işte, devasa bi boşluk. İnsan kendini alkole verip uyuşturucuya bile alıştırabilir. Yazın tuhaf bi şeysi var işte bilmiyorum.

Bi de üstteki Scrubs'ın 9. sezonundaki elemana her baktığımda Cristiano Ronaldo'yu hatırlamam bana futbolu ne kadar özlediğimi fark ettirdi. Ronaldo, senin ukela gülüşlerini, gol attığındaki yavşaklıklarını bile özledim. Casillas. Sana olan duygularımı harflere dökmem mümkün değil adamım. Sizi seviyorum.

21 Haziran 2011 Salı

niye "şey"ler hep bi şeyler biterken olur. niye kapıyı kapatırken seslenirler, otobüse binilcekken "dur gitme" diye bağırılır, tam uykuya dalcakken uyandırılır insan? niye tam facebook u kapatırken mesaj atarsın?


Tanrım. Sana bu blogtan yalvarıyorum. Lütfen bizim gibi iki gerizekalıyı bi araya getirmeye çalışan bi planın varsa, ikimizden birisi alttan almayı öğrensin. Sana yalvarıyorum, beggin beggin uuu...

Ciddiyim. Zeki Müren'den "Şimdi Uzaklardasın" modunda başlayıp Ajdar dan" Çikita Muz" fonuyla biten bu konuşmayı başka biriyle yapamam ben. O kadar yetenekli değilim.
http://www.muzikicinefes.com/?utm_source=fizy&utm_medium=buton&utm_campaign=muzikicinefes1yil

hacı bu siteye üye olunca 20-27 haziran arasında adamlar şarkıları ücretsiz indirmene izin vereyormuş. çılgını oldum. biri beni kurtarsın.

ps: öyle çok heycan yapmayın, yabancı şarkı gibi bi olay yok. hatta yasemin mori bile yok la. kahroldum. ama gene de iyi.

20 Haziran 2011 Pazartesi

"Doğduğumuz andan ölene kadar hayatımız sürekli bir yolculuktur. Manzara değişir, insanlar değişir, ihtiyaçlar değişir, ama tren hep ileri gider. Hayat bir trendir, tren istasyonu değil."

Paulo Coelho - Elif

19 Haziran 2011 Pazar

the day before the day

"..Rory mimlemiş. Yapmak lazım. Demiş ki: Bir lamba cini çıksa karşına, dile benden ne dilersen dese, tek bi hakkın ve düşünmek için bi saatim olsa.. a-ne yaparım b-ne dilerim c-dileğimi seçmem kolay olur mu?

a- Oturur sakin kafayla düşünürüm, mantık adamıyım ben öyle gereksiz heycana kapılsam bile derecesini ayarlayabilirim.

b-Şimdi.. Üç seçeneğim var. Kafamda sürekli kurguladığım ama bi türlü yazıya dökemediğim senaryolar var, gereksiz bi çekincem var niye bilmiyorum. Belki sürekli onlarda yaşadığım için insan içine çıkarmak istemiyorum, başkaları salça olsun istemiyorum ondan. Ama öyle doğaüstü bi gücün yardımı gelcek olsa, onları kafamdan düzgün bi şekilde kelimelere döküp gerekli yerlere ulaştırmak isteyebilirim bu birinci ihtimal. İkincisi,   insanların ne düşündüğünü duyma yeteneği-ki bu da beni alanımın en iyisi yapardı-ama dediğim gibi gerçekler acıtır belki de bi süre sonra beni intiharın eşiğine getirebilirdi. Yetenekten çok eziyet olurdu, o zamanda bi opsiyonellik koyardık olaya. İstediğimde duymak, istediğimde duymamak kaydıyla insanların düşüncelerini duyma yeteneği. Hell yeaah. Üçüncü ihtimalse kaldıramayacağım kadar büyük bi ölüm acısı yaşamadan saniyeler önce ölmek. Yani çok sevdiğim böyle hayvan gibi bağlandığım biri ölmeden önce nalları dikmek.

c-Bu üç seçenekten birini seçeceğim için çok zor olmazdı da olurdu da. Belki de sonunda çok alakasız bi dilekle folloş ederdim bu supernatural anı. Elime bi şey vermeyegörsünler, hemen sıçarım valla hiç acımam.

Kimseyi mimlemiycem çünkü sonra kontrol edemiyorum insanlar yaptı mı yapmadı mı. Bakıp yapılmadığını görünce de sinirlerim bozuluyo, la sizi mimleyen de gabahat, gibisinden Anadolunun bağrı triplerine bağlıyorum.  Onun için yakın gelecekte, bloglarına sıkça baktığım insanlardan başlayarak bi mim başlatıcam hepiniz de yapıcaksınız lan! Yaa maa istemiyorum.

Bayz kib öptüm sçs.

16 Haziran 2011 Perşembe

If I were a boy #second five#

 İkinci bölüm, gene siyahî hatunlarla başlıyım dedim. Aslında sıra öyle gitti, ilk Biyanzi şimdi Siera.

Her ne kadar bazı kliplerindeki dans hareketlerini gereğinden fazla hayvanî bulsam da hatun gizel arkadaş. 

Tabii ki Alessandra Ambrosio. O çenenin fazla sivriliği yüzünden saçını topuz gibi bağlayınca uzaylı gibi dursa da fark etmez, Adriana varsa Alessandra da olacak arhadaş.

Bu gif her ne kadar daha çok Adriana'nın katır gibi gülmesine adanmış gibi görünse de Alessandra da var, bi de o Adriana ona dönünce bi gülüşü var ya, sanki zoraki kahkaha atıyomuş gibi, yarıldım. Adriana da neye kopuyosa.


Summer Glau. The 4400'le tanıdım onu, science-fiction ların vazgeçilmez suratı, gizel insan, yırtıcı kişilik. Bi bölümde The Big Bang Theory'de Sheldon'lar ona rastlıyodu, nası sevinç dolduydum *.*


Şimdi özür mektubu. Sevgili Angelina. Senden önce Megın dingilini koyduğum için üzgünüm, elimde halihazırda onun gif i vardı ondan vallaha. Yoksa seni daha çok kayırırım, severim sayarım bilirsin. Her ne kadar bi şekilde Tomb Raider serisine karşı aşırı bi iticilik hissetsem de, bunun hiçbi şekilde senle alakası yok. Indiana Jones bile izlemem ben, Mumya yı izlerken zorlanırım felan.


Hell yeah, Drew Barrymore. Bi hatunun suratı istediğinde tatlı istediğinde seksi istediğinde güzel nası olabilir bknz: Drew.

ps: sınava girdim çıktım, uzun süre bilinçsiz yattım galiba.

ps2: uyandığımda evde kimse yoktu kendimi walking dead de gibi hissettim, aha dedim zombiler apocalypse neyin.

ps3: ry nin listesini elde ettim ama etkilenmemek için bakmıyorum. şahsî listem bitince onu gözden geçireceğim.

ps4: stoya hâlen aklımda. yazacağum bi gün.

15 Haziran 2011 Çarşamba

"Bazen hayatını korku filmine çevirmek için peşine seri katil takman, adam öldürmen, zamanında bi ruhu rahatsız edecek faaliyetlerde bulunmuş olman gerekmez. Bazen bi proficiency sınavı, 8 ay boyunca sabit tutmaya çalıştığın ruh halini titreyerek folloş edebilir. 


İzin verdiğin sürece çilek reçeli bile moralini bozabilir." said psycho to the readers.

13 Haziran 2011 Pazartesi

If I were a boy. #first five#

 Dün bloggerda geziniyordum ki sevgili ry nin blogundaki bir yazının başlığı çok ilgimi çekti: Ölmeden Önce Sevişmem Gereken 100 Kadın

İster istemez düşündüm, tabi kadın diye düşünmemiştim ama baktım ki futbolcuları/aktörleri/müzisyenleri eklesem bile 100 etmiyo. Ben de, lan ben xy olsam hangi hatunlar üzerine olurdu fantezilerim diye sorguladım kendimi. Ry 100 kişilik listesinin hepsini vermeyeceğini söylemiş, xy olsam ben de vermezdim. Başkalarının fantezilerine alet edemezdim kendi hatunlarımı, öyle hayalî sahiplenirdim falan. Ama hatun olduğuma göre bi sakınca yok dedim ve partlara bölerek bu zahmetli ama beni eğlendirdiği sürece problem olmayan başlığı açtım.


 Bi kere benim ilk göz ağrım Beyoncé'dir. Kimselere yar etmem, benim için siyahî hatunların hepsinin güzel olması illüzyonunu yaratan yaratık kendisidir.

 Sadece 1 numara Beyoncé olurdu diyorum, geri kalanı aklıma gelen rasgele sırasıyla. Bi de 1'den 100'e kadar sıralayamadım. O kadar xy olamıyorum.


 Galiba altına Felis Catus gibi bi tanım yapmak yersiz ve yetersiz olurdu, zira kendisi Adriana Lima. Varlığıyla herhangi bir odadaki diğer tüm hatunların özgüvenini yerle bir etme kapasitesine sahip beauty machine.


 Milla Jovovich. Resident Evil'le hayatıma girdiğini söylememe gerek yok galiba, bu arada gifler oynamayabilir, çok meraklısı için: yeni sekmede açınca oynuyo olması lazım. hâlâ oynamıyosa yak bütün fotooğrafları ona ait bütün eşyaları.



 Megan Fox. Ha bu demek olmuyo ki Angelina Jolie mi Megın Foksi mi sorusuna Megın diycem. Hayır. Forever Ancelin. Ama Megın. Senden nefret etsem de xy olma varsayımıma dayanarak cevapladığım için mantıklı davranmıycam. Evet sen de varsın listede.


Şimdi o kadar hatundan sonra bı ne la diyenin götünü keserim. Yaşlı maşlı diyenin de. Bence susun. Hatun olmama rağmen çekik gözlü hatunlara yavşayabilitem var, söz konusu kişi Lucy olunca bu tavan yapıyo. Oyş.

ps: bundan 20 tane yapcam böyle. işsizim la. eheh.

ps2: evet, xy olsam bile eva mendez gizel gelmezdi. extraterrestrial.

ps3: sevgili ry, pornocular da dahil demişin, ben stoya yı çok beğenirim ama porno izlediğimden değil. kendisiyle çok kazara karşılaştım. usturuplu bi resmini bulursam onu da ekliycem.

12 Haziran 2011 Pazar

Üstelik giderek pembe maskenin işe yarayacağına olan inancım artıyor. Ürkütücü.

11 Haziran 2011 Cumartesi

Hayatındaki büyük sorunları dışardan belli olan insanlardan daha kötü durumdaki kişiler, hayatındaki büyük sorunları içerden bile zorla fark edilenlerdir. Çünkü sorunu bariz yaşayanlar, sorunlarını suratındaki bir sivilce gibi, herkesin gözüne çarpacak şekilde yaşarlar. Suratında sivilce olan diğerlerini gördükçe, onunla yaşamayı öğrenirler. Sivilceleri yok olduğundaysa çevresindekilerden, kendileri adına mutlu olduğunu belirten komplimanlar alırlar. Öte yandan, sorunlarını görmezden gelenlerinkiler bağırsak iltihabı, ya da ülser taşıyor gibidir. Hatta çoğu zaman onla eşdeğerlidir. Çok şiddetli ataklar harici dışardan kimsenin anlayabileceği şeyler değildir bunlar, çoğunlukla bu insanlar sağlıklı ve mutlu sanılır. Pembe sıçıyorlardır adeta, hayatlarındaki tek sorunları bağlanma korkuları, iş yerinde kayırılmamaları, sabah trafiği, kafeinli kahve içememeleri falan filandır. İşin kötü kısmı, sıkıntıları sivilceler kadar kolay geçmez, çünkü o sıkıntılar aynaya bakılarak içindeki iltihabı patlatılabilir şeyler değillerdir. Önce doktorla görüşmen, testler yaptırman, anesteziye girmen ve ameliyat olman gerekir. Sonra belki kurtulabilirsin. Kurtulsan bile dikiş izlerin sızlar her yere eğildiğinde, bir şeyleri kaldırmaya çalıştığında. Daha trajik olansa, yaşadığın güçlükten tamamen kurtulsan bile bunu kimse göremez, bu yüzden çabanı kimse takdir etmez. Kimse üstün başarılarından dolayı seni kutlamaz.

"Kimse seni aslında sen olduğun için sevmez. Sende kendinden bir şeyler bulabildiği, sana kıyıdan köşeden ufacık da olsa sığınabileceğini düşündüğü sürece seni katlanılabilir bulur. Sana katlanamayanların sikine kadar yolu olabilir, senin için doğru olan da budur zaten. Ama söz konusu kişi babansa.."

I hate Eva Mendez

Eva Mendez'den nefret ediyorum.


Çünkü üstteki karelerde de rahatça görülebileceği gibi bi uzaylı o. Uzaylı ırkçılığımdan değil, o kötü ve kendini güzel sanan, çoğu insana da kendisini güzel sandıran bi uzaylı. 

Eva Mendez güzel değildir önermesini herkese kabul ettirmek istiyorum.

9 Haziran 2011 Perşembe

Fotoğraflar hakkaten anları resmîleştiriyomuş. Ben konsere gidilince dandik çözünürlüklü telefonla kayda alınmasını saçma bulurum, çünkü sonradan bakınca tek görebildiğin parlak ışıklardır, bi bok anlaşılmıyodur falan. Üstelik onla uğraşırken işin asıl eğlencesini kaçırırsın. Hayatının güzel olabilecek kısa zamanlarını da harcarsın.

Ama fotoğraflar öyle değilmiş pek. Bu blog, en başta bi itiraf blogu olmak için kuruldu ama maalesef beni tanıyan tanıyor. Elimde değil, kendimi belli ediyorum ister istemez. Neyseki gerçek hayatımda çoğu insan daha "blogger" kavramından mefhum yaşıyor pek çok minnettarım.

Ve fotoğraflar.. Bazen birkaç ay önce çekindiğim fotoğraflarla daha yakın zamanlardakileri karşılaştırırım. Farklı hatunlar gibiler, birkaç ay önceki uzun saçlı, mutlu felan. Aslında onun da problemleri, karın ağrıları var ama çok eskide kalmış sanki, onları geride bırakmış. Artık o fotoğraftaki, aynadakiyle aynı kişi değil. O kız daha iyi, o kız daha üstün. O kız elindekileri henüz kaybetmemiş, daha meydan okunmaya cüret edilcek kadar zayıf değil. O kız aslında burdaydı, nisanın 6sında, 9unda, 12sinde, 13ünde, 14ünde, 16sında gelip buraya sızlandı. Şimdi bakıyor ki kendisi, kendisine bile dürüst olamamıştı. Kaldı ki başkasına mı olacaktı. Gri ye aslında her şeyin iyi gitmediğini mi söyleyecekti. Daha nisanda öyleyken şimdi niye böyle olduk diye ağlayarak onu mu suçlayacaktı. Suçlanacak bi şey ya da suçlayacak kimse yoktu. Bazen bir şeyler olur ve sebebi olmaz. Olması gerekmez. Hayat aslında sanıldığı kadar komplike değildir. İnsanlar sebepsiz doğar, sebepsiz yaşar ve sebepsiz ölür.

Bi de üst üste 8 kere suçlamak diyince çok tuhaf bi şekil alıyo fiil. Böyle aklıma sulu sucuk geliyo falan. Adam gibi depresyon yazısı da yazamıyorum amınakoyim.
Hacılar şimdi bi el atın. Black Swan ı, yani artistik yapmamak gerekirse gara guğuyu bugün izlemiş bulunmaktayım, evet film hayvan gibi popülerdi böyle büssürü ödül felan aldı ama benim bi filmi izlemem için herkesin izleyip ondan bahsetmekten vazgeçmesi lazım.* Öyle de tuhafım. Heer neyse. Şimdi izleyenler okusun çünkü yazının devamında spoiler şeyedeceğim. Spoiler ne edilirse artık. Şimdi hatun şizofren tamam, ama sonunda öldü mü naptı, bi de sürekli annesinin sesini duyuyo ediyo bilmem ne, hani kızın yaşadıklarının hangisi gerçek hangisi halüsinasyon iyice karıştı o bende. Güzeldi film ama rahatsız edici sahneler çoktu yok tırnağını kesiyo yok törpüyü sokuyo felan. Hığğğ modunda gergin kediler gibi izledim oraları hep. Bizi de düşünsünler biraz, bazıları kesiktir carttır curttur dayanamıyo arkadaş.

*İstisna da var mesela Yüzüklerin Efendisi, Matrix, Shrek, Madagaskar, Buz Devri. Ama hep aile baskısı, hep.

8 Haziran 2011 Çarşamba

"Bizim için zaman doldu. dedi. Ben artık asla seninle beraber olamıycam, sen bi daha asla içinden geldiği gibi ağlayamayacaksın. Artık annene bile güvenemeyeceksin, kıçını dayadığın tek yer duvar bile olsa acaba yıkılır mı diye huzursuzlanacaksın. Çünkü ben gidiyorum ve güneşi her gördüğünde, her gökyüzü işermiş gibi yağmur yağdığında, her çilekli puding gördüğünde seni gülümseten o şeyi de yanımda götürüyorum."

Galiba benim tek sorunum sabahları geç kalkmakmış. Bugün itler gibi 6.30da kalkıp otobüs bekledim de. Ordan anladım. Ben erken uyanmalıymışım. Normalde hâlâ uyuyor olmam gereken saatte amfilerde, sınavlarla çürütmeliymişim gençliğimi. Anca öyle mutlu olurmuşum çünkü.

7 Haziran 2011 Salı

Bazen bir şeylerin bitmesi için başlaması gerekmez. Başlamaya yakın şeyler de bitebilir. Birisinin asla arkadaşın olamayacağını ilk günden bilirsin ama boşa, daha çok da, nezaket gereği bi çaba gösterirsin ya yalancıktan. Mesela o, başlamadan biten bi arkadaşlıktır. İşte, bazı şeylerin bitmeleri için başlamaları gerekmez. Sözlere dökülmesi, açık açık konuşulması da gereksizdir. Bu, bi seni andıran ama saçları dümdüz olabildiği için senden daha hoş duran koyu kumral kızın sana dönüp attığı bi zafer bakışı da olabilir, her gün güleryüzle karşıladığın günaydınların kesilmesi de..

Her ikisinin de aynı masum suratın altındaki zehirli beyinden çıktığını biliyor olmaksa benim trajedim. Benim hep yaşamak zorunda olduğum trajedim.