29 Mayıs 2011 Pazar

damn u barça!

Dün gece livescore.com a baktıktan sonra artık rekabetin olmadığı bi dünyada yaşamanın anlamı kalmadığını fark edip intihar ettim. Üst üste kuşburnu, ballı ıhlamur ve papatya çayı içerek aloe vera (?) lı yüz maskesi uygulayarak yavaş ve acılı bir ölümün kollarına bıraktım kendimi.

Gerçekten. Biri Barcelona ya arkalı önlü dalmadığı sürece huzurlu uyuyabileceğimi sanmıyorum.

PS: The Big Bang Theory de bitti. Sıraaaa Scrubs'taaa.

27 Mayıs 2011 Cuma

congratulations for me.

Bugün, hayatımın geri kalanında bitkisel özlü hiçbi ürünü kullanamayacağımı, bal yiyemeyeceğimi ve bitki çayı içemeyeceğimi öğrendim. 5 kutu ilaçla 45 dakika eve dönene kadar burnum boğazım tıkanarak ağlamamak için kendimi çok zor tuttum, odama girdiğimdeyse kendimi tutmaktan o kadar çok yorulmuştum ki yattığım gibi uyudum. Uyandığımda her şey kötü bir kabusmuş gibiydi.

Ben de -mış gibi yaşamaya devam ettim.

24 Mayıs 2011 Salı

Sevgili Nil beni mimlemiş idi yaklaşık yüz yıl önce, mimin konusuysa "Tarihsel süreçte nerede olmak isterdin? Neden orada olmak isterdin? Kimi görmek isterdin?"


İşin açıkçası öyle spesifik olarak görmek isteyeceğim bir tarihî kişilik yok, Einstein olsun, Atatürk olsun, Gandhi olsun, huzur içinde yatsınlar o bana yeter. Ben ki olasılık dahilinde olmasa bile "lan geçmişe gitsem neden/sonuç bağıntısını zaman döngüsü içinde bozmuş olmaz mıyım, şerefsiz miyim la ben milyar insanın hayatıyla bir kuklaymışcasına oynayayım" diyerek gayet hümanist Anadolu insanı mantığıyla çalıştığım için bu soru bana mide krampları kitledi. Ama illa da bi yere gidiceksem ilk medeniyetlere gitmek isterdim, ne yükümlülük var ne bi şey var, feysbuk olsa ekleyeceğin insan sayısı toplam dünyada 500 felan. Güzel dönemlermiş onlar. Fazla seçim şansın da yok, böyle kişilik problemlerine de mahal kalmazdı o zaman, yok bağlanma korkusuymuş falan.   La zaten popülasyon 500, yarısı baban dayın amcan deden kuzenlerin yeğenlerin ve erkek kardeşlerinden oluşsa diğer yarısından illaki birini seçecen. Vertigo, gastrit bilmem ne de olmazdı, lan niye şimdi yaşıyorum ki ben. Of. 


Ben de eğer yapmadılarsa Rodolfo yuu, Rory yi, Purak ı mimliyorum =) [Purak küfür etme.]

22 Mayıs 2011 Pazar

Bu babannem. Bu dedem. Lola da benim 3-4 yaşlarındaki küçük kız kardeşim.

-Lola'nın kreşten bi arkadaşı vardı. Adı Toprak gibi bi şeydi.

Biraz düşünce aralığı.

-He Ataberk Ataberk.

Ataberk'ten Toprak'a uzanan o ince çizgi.

----


Ha bi de. Fenerbahçe şampiyon oldu. Sevinç doldum. Taştım. Yarın sınıftaki embesillerin diline düşme düşüncesi bile bugünkü uykumun içine sıçabilirdi ancak yaptık oldu. Yendik. Mavi donumuzu da kendimiz getirdik.

2-2'den 3-4'e uzanan o ince çizgi.

-----

Uzun süreli ilişkisini bitirdikten sonra önüne gelen tüm heriflere saldıran bir hatun misali, Supernatural'ın yokluğunda The Big Bang Theory'yi baştan incelemeye karar verdim. 2. günüm ve 2. sezon 9. bölüme kadar geldim. Bunların 12sini babamla izledim. Supernatural ın 4. sezonunu da tamamen annemle izlemiştim. Ailem tuhaftır. Annem daha tuhaftır. Supernatural sezon finaline girdim dedim, aa Lale Devri başlamış dedi.

Supernatural'dan Lale Devri'ne uzanan o ince çizgi.


-----

Gözlükten lense, kabarmaya aşırı meyilli saçlardan 200 dereceyle terbiye edilen düz-leş-tir-il-miş saçlara, pembe simli ojelerden küf yeşili ojelere, gözüne kalem sokmaktan korkarken hanımın çiftliği sıtayla likit aylanır çekmeye, she.. is funny den little black dress e, 1.50lerden 1.63e, 38 bedenden 36ya, sarışın nefretinden koyu kumral sevgisine uzanan o ince dev çizgi..

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Bugün Supernatural ın 6. sezonunu bitirdim. Şimdi ben bu ulvî diziye çok sonradan başladığım için kendi çapımda bi rekor kırdım ve okul döneminde toplam 3 haftaya yakın bi süreçte 5 sezonunu bitirdim bu hayvan heriflerin. Pişman değilim. Gene olsa gene yaparım. Da.. Da... Ben şimdi 7. sezon gelene kadar nelere veriyim kendimi, başımı nerelere vurayım.. Ha bi de çevirileri yapan Kojiro reyiz, eyer, eyer sesimi duyuyosan gel anlaşalım. Başından ben çevirmeye başlayım, sonundan sen, 5 dakkada hallederik, ne dersin? Bunu okursan bana ulaş öptüm xoxo.

20 Mayıs 2011 Cuma

Şu görüntüyü hayatından çıkarmak isteyen kaç kişiyiz?

Bence az değiliz. Hem de hiç. Ayrıcaaa cudaas cudu aa-aa.

19 Mayıs 2011 Perşembe

Daha da bana Aşk Tesadüfleri Sever miş, romantikmiş komediymiş, dramaymış, hüzünmüş izle diye tutturmasın kimse.

Juan, benim başka insanlarla dram izlemememin, 120nin CDsini her tuttuğumda aceleyle bi taraflara sıkıştırmamın, hâlen Babam ve Oğlum u izlememiş olmamın bi sebebi var. Çünkü o en fazla 2 saatlik sürenin sonunda biten tek şey "film" olmuyor. Hiçbi zaman. 

18 Mayıs 2011 Çarşamba

if I gave you the truth, would it keep you alive?

 Hep bi umut vardır. Bi yerlerde ürer bunlar, mitoz bölünmeyle çoğalırlar, mayoza kalcak kadar çok zamanları yoktur. Oksijenli oksijensiz, her yerde yaşayabilirler, yeter ki ele geçirmek istediği kişi de mantık oranı %0.01 de olsa azalsın.

Sonrası benim hikayem. Realizm tüm çıplaklığıyla önüme serilir. Bak derler, bunu devam ettirirsen başına hiç iyi şeyler gelmeyecek. Normal bi insanın ağlaması gereken durumlara düşeceksin, ama senin salak saçma prensiplerin ağlamana da izin vermeyecek. Sonra bu senden sinir krizi olsuun, gastrit olsuun, vertigo olsuun, inlete inlete çıkacak bi şekilde. Devam etme! 

Ama ben sancam ki her şeyi yapabilirim, gücüm dünya üzerindeki varlıkların %90.6sına yetebilir düzeyde. Sancam. Kılıçlarımı çıkarıcam, daha da salaklaşmışsam meydan okuycam hatta. Ama yok, bu sefer gerçekten zekiydim/kendimi bile şaşırtacak bi biçimde/kendimi son dakikaya kadar tutmasını başarabildim ki hâlâ da o dışardan bilinçsiz içerden her şeyin farkındaki katatonik ruhsal bozukluğu yaşayan insan formunda gezebiliyorum.

Derken derken.. ki hikayenin bu kısmına gelmedik.. Abluka altına aldığım her şey, 3 aydır kendisini bastırmak için enerjimin neredeyse tamamını harcadığım o şeyler, benden birer birer intikamını alacak. Bi kesik bulcaklar, sızacak bi kesik. Evet, her zaman bi kesik olur. O çok sağlam sandığın zırhın aslında yıpranır. İstersen en keskin metallerle örülmüş olsun, fark etmez, her zırhın bi zayıf noktası vardır. İş, bunu belli etmemektedir. Çoğu insanın acılarını dışarı vurarak feryat figan ağlamak yerine içinde tutmasının sebebi de o kesikleri saklamak istemesidir. Çünkü karşına çıkacak zırhlının seni iyileştirmek mi istediğini yoksa o kesikten içeri bi kılıç mı daldıracağını tahmin edemezsin.

Ve o kesik, genelde beni öldürür. Benim için, benim hikayemin bu kısmı çok tuhaftır. Kesiği bulup deşen zırhlı, genelde bi zarar veremediğini düşünüp savaş alanından çekilir. Sonra beni ruhsuz diye niteler, acıtacak bir kalbi yoktu ki zarar verebileyim diyerek kendi gururuna yediremediği görünürde yenilgisini kabullenemez. Aslında bilmez, ne kadar zarar verdiği, ne kadar acıttığını, ilerisi için ne kadar korku tohumları saldığını fark etmez. Sanar ki kesiğine her dokunulan ağlar, çırpınır.  

Ben kesiğine dokunulduktan uzun bi süre sonra aldığı hasarın farkına varan, o hasarın farkına varınca da dış dünyaya kendisini tamamen kapatan, öyle ki bi süre sonra aynaya bakmaktan iğrenen, diyete girdiyse o arada bozan, her gün spor yapıyosa göt göbek yayılan, o depresifliğini odasının duvarlarının her bir köşesine fiziksel bi şeymişcesine sindiren, kısacası kendi kendisini zehirlemeyi başaran insan grubundanım. Evet, adsız depresiflerden biri de benim. Benim tam bi depresif olmamı engelleyen tek eksiğim, depresif imin başındaki manik im.

Evet, ben iflah olmaz bi manik-depresifim. Ne kendisini öldürecek kadar güçlü, ne başka bi manik-depresife teslim olacak kadar zavallı. Şu anki hikayemin tek farklı tarafı, karşımdaki hiçbir şeyin neşesini yok edemeyeceğini düşünen o yaratığın arşa değen götünü umursamamam, ve direnmekten vazgeçmeyeceğimi bilmem. Bu hikayenin de diğer hepsiyle ortak yanı, sonunun ne olursa olsun kötü biteceği. 3 aydır devam ettiği için, diğer hepsinden çok daha kötü biteceği.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

ne biliyim #1#

Kablosuz ağ bağlantı listemde bi BAY S var. Ne biliyim beni siksen adımı BAYAN B diye girmem. Saçma yani. Ne biliyim. Bi de Snatch i izledim. Sevdim ama ne biliyim. Biraz karmaşıktı, zaten karakterlerin adını ezberleyene kadar.. Ama sinemalar.com da söyledikleri kadar yarılmadım. Ne biliyim olmadı işte.

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Tamam yani demek istediğim, yaklaşık 3 haftadır diziyi paralel takip edebilmek için en başından başlayarak izlemiş olabilirim, hatta gün itibariyle 6. sezon 1. bölüme gelmiş de olabilirim/ve gerçekten bunun için tüm fiziksel olanaklarımı ekstrem boyutlarında harcamış olduğumu da hissetmiyor değilim ama şu an yaşadığım durumu "Supernatural Koması"ndan başka bi tamlamayla adlandıramam. Supernatural Koması: Okulunda bahar şenlikleri varken evden dışarı çıkmayıp yoklama alınmayacak 2 bomboş günü de laptop başında Supernatural izleyerek geçirmek, insani ihtiyaçlar harici başka bi şey yapmamak, ama gerçekten başka bi şey yapmamak, 5. sezon sonunda gözyaşlarına engel olamamak, 6. sezon başlangıcında senaristlere küfür etmek, yine de 2. bölümü izlemek için bekleyememek ama bugün için çok fazla olduğunu da kabul etmektir.

Evet, sanki hiç göz allerjimin, bi süre uzun bi süre tekrar gözlük kullanmak zorunda olmamın ve bu tiple bırak okula gitmeyi insan içine çıkmayı bile tercih edecek bir yapımın olmamasının bi alakası yokmuş gibi konuştum. Ama gerçekten. Silahın olmadan savaş alanına çıkmamalısın. Bknz: Fazla dramatikleştirmek.. 

10 Mayıs 2011 Salı

here comes the castiello.

Bugün Supernatural'ın 4. sezon 4. bölümüne kadar izledim-diziye 3 hafta önce başlamış birisi için iyi gibi gibi-. Galiba okulun bahar şenliklerine de bu göz kızarıklığı, hapşırma, yorgunluk argınlıkla bok giderim. Ha bi de herkes cillop gibi gezerken benim günden güne yaşlanıyor izlenimi vermem de ayrı bi etken tabi. Ekmem gereken bi kahvaltı var ama bahane olarak kendimi insan içine çıkabilecek gibi hissetmemem yeterli olmayacak. Hani msnde çevrimdışı olduğun, facebook/twitter a girmediğin ve telefonunu kapattığın sürece bi dokunulmazlığın var ya, hah işte onu bu ara çok aşırı feci pis istiyorum. Uzun bi süre için ulaşamayacağımı bildiğim hâlde istiyorum. Hah bi de durup durup Lady Gaga nın Judas ını izleme isteğim sönsün istiyorum, ayrıca o Judas kesin gey ya da biseksüel, başka şansı yok o tiple.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Geçen bi arkadaşımı buldum forumlardan birinde, şu anki sınıfımdan bi herif. Çok da severim kendilerini. Ama böyle sanalda, ondan habersiz onu bulunca bi tuhaf hissettim, sanki odasına gizli kamera koymuşum gibi. Bugün gittim yanına, nickini söyledim.

-Çürük domates sana bi şey ifade ediyo mu?
-Oha. Nası buldun?
-Ben bulurum.
-Yok artık. Dur konuşcaz.

Neyse neticesinde gidip söyledim. Onu gizli gizli dikizliyomuşum duygusundan kurtulmak az buz bi şey değildi, artık insanlarla ilişkiler reel/sanal olarak ciddi anlamda ikiye bölünmüş durumda.

8 Mayıs 2011 Pazar

want you to make me feel like I'm the only girl in the world.

tutunamayanlar

O değil de herkesin facebookta, bloggerda, twitterda anneler günü temalı şeyler, özellikle Sertap Erener in bi tek annem olsun bana bi bok olmaz şarkısını paylaşması felan. 23 Nisanda bayrak asmak kadar yapmacık geliyor. Ben hiçbi şey yapmayanlardanım. Sembolik şeylerin gözümde anlamını/değerini yitirmeleri bundan 4-5 sene öncesine denk geliyor.

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Şu an fark ettim, benim hiç Tolga isimli arkadaşım yok. Oha. Nası olur. Tolga ya abi nası bi insanın Tolga diye bi arkadaşı olmaz, herkesin hayatında en az bi Tolga olmalı bence. Hemen bulmalıyım.