6 Haziran 2011 Pazartesi

Hayatımda beni çok derinden böyle deep inside modunda anlayabilen insanlarla karşılaşmak öyle çok sık rastlanılan bi olay değildir. Halley kuyruklu yıldızından daha önemlidir benim için, çünkü o kişiyle bi nevî ruh eşi olduğumu anlamam için 15 dakka konuşmam bile gerekmez. İlk görüşte falan da anlamam işin açıkçası o konuda bok bi insanım. Ama çok geçmeden bi şekilde görünmez kimyasallarla onun çekim alanına girerim, o da aynı reaksiyonları göstermeye başlar böyle baş ve karın ağrısı, mide bulantısı, ciltte kızarıklık gibi. Bulaşıcı hastalık gibi bi şeyim evet, insanların hayatına girene kadar akıllarında bile değilim, sadece ara ara adımı duyuyolar ama yaşayana kadar o asıl acıyı, o işkenceyi anlayamıyolar.

Neyse. Kendileriyle iyi anlaşabilme ihtimalim olan insanları öldürmek veya öldürmesem bile ciddi anlamda hasarlarla bırakmak hobim değil. Sadece bugün, o lanet olası 1.5 saat boyunca aksanlı bir ağızdan önümdeki soruları cevaplayabilmek için native speaker bi herüfü dinlerken çok çok yakınımda olan gerçeklerden dolayı uzun bi süre mutlu olamayacağımı fark ettim. Beni benden daha iyi anlayabilcek insan bi süredir hayatımdaydı, ama beni benden daha iyi anlayabilmesi yeteneği ona benimle yaklaşık aynı karaktere sahip olmasından dolayı bahşedilmiş bi lütuftu-ki bu da ikimizin de yürüyen felaket olduğuna, bir araya gelirsek yavaş ve acılı bir ölüme yol açacak doğal afetlere sebep olacağımıza işaret. Beni belki hayatı boyunca asla anlayamayacak diğer insana karşı olan önyargım da  Hitler in Yahudiler e beslediği derin duygularla benzerdi. Baskın kişiliğini, her şeye bi anda ani ve zahmetsiz bi hareketle sıçabilme yeteneğini de babamınkine benzettiğim için ondan hayatım boyunca nefret edebilitem vardı. Yine de biliyordum ki benim gidip geleceğim yer, ruh eşiyle kalorifer yanında bi kupa dolusu kahveyle geçen o kış akşamı değil, geceleri uykularımdan uyandıran, camları döverek ortalığı bas bas ayağa kaldıran ani Ankara yağmurlarıyla ona eşlik eden şimşek-hemen ardından gök gürültüsü prensibinin işlendiği bi dehşet hikayesiydi.

Yazarın demek istediği, insanların hayatına bir sürü gri ve bir sürü velet gireceği. Ama yazarın tabii ki de onun için en yaşanılır kişi olan gri için mücadele etmek yerine bu durumu pek de siklemeyeceği, hayatının boş bir gaflet anına denk geldiğindeyse bi veletin bilinçaltında savrulup giderek kendi hayatını bile bile, şahsî rızasıyla becereceği gerçeğidir.

Gerçekler acıdır. Genze kaçan burun spreyinden kat kat acıdır.

5 Haziran 2011 Pazar

rory'den mim patlaması styla.

Evet bu yazı sevgili c'moon um rory ye ve onun bi süre daha yapmazsam bana küfür etmesine sebep olacak mimlerine adanmıştır. Kendisini seviyoruz bu yüzden boş zamanımızda mimleri yapıyoruz hemen =D

Güne başlamak istediğin şarkı nedir ? Tek bir tane ama her gün çalsa bıkmayacağım dediğin şarkı ?

http://www.youtube.com/watch?v=dzhHLVaYT1M

Evet gene beceremedim o ekranda artistik yuutub çerçevesi numarasını. Linke tıklayın yeter. Kansas - Carry on Wayward Son. Böyle başlasınlar "carry oon wayward sooon.. for there'll be peace when you have doone.. don't you cry no more.." desin. Ya da buna yakın şeyler söylesin. Çünkü lyric sitesinden sözlerine bakmaya üşendim. Duyduğumu yazıyorum. Native speaker olcam ben.

Di"y"er iki mime gelince.

Gıcıklaştığımız şeyler: Eva Mendez, saçımı yeni düzleştirmişken hava koşulları yüzünden merinosluğa mahkum olmam, yanımda para olunca hiçbi şeyi beğenmemem, param olmayınca vitrinlere salya sümük bakmam, dışarı çıkmayı istemediğimde insanların beni sürekli dışarı çağırması, dışarı çıkacağım geldiğinde herkesin bi tarikatmışcasına işbirliğiyle beni ekip hevesimi kursağımda bırakması/yüreğimi dağlaması ahey ahey, aksanlı konuşmalar ister Laz ister Doğu ister Ege ister Trakya şivesi olsun böyle hııağğğhh diye çenelerini sıkıştırasım geliyo, Supernatural ve The Big Bang Theory nin yeni sezonları için yıllarca beklemek zorunda olmam, bi şeye takınca bokunu çıkarmam, sınav haftalarından 1 hafta önce ve sınav haftasında menopozlu karılar gibi herkese hayatı zehir etmem, regl dönemlerimde menopozlu gibi herkese hayatı zehir etmem, birisi beni bozup göt gibi ortada bırakınca herkese hayatı zehir etmem, sevdiğim insanları paylaşamamam/çok kıskanmam/ama öyle böyle değil aşırı kıskanmam, bünyemdeki  tüm sinir stres kıskançlık ot bok zehrin kendisini bağırsak/mide/psikolojik hastalıklar olarak kendilerini dışarı vurmaları, sarışın xyler, ikizler xyler, ukala xyler, kendilerini hatunlardan daha zeki sanan xyler, Rihanna nın yeni saç rengini ısrarla değiştirmemesi o da benim gibi bokunu çıkardı artık, çevremdeki insanları benden umutlarını kesene kadar bıktırmam, benden umudu kestiklerinde çok çaresiz terk edilmiş yalnız hissetmem, iki yakın arkadaşımın sevgili olması, iki yakın arkadaşımın sevgili olduktan sonra ayrılıp görünmez ve yazılı olmayan bi kuralla aralarından birini seçmek zorunda bırakmaları, tadı güzel olmayan ve hemen yutmazsan damağına yapışıp ağzını dişçide uyuşturulmuş gibi bi hisle bırakan mide ilaçları, annemin her şeyi biliyorum tavırları, babamın .. genel olarak babam, kardeşlerim, kısacası ailem, yakın arkadaşlarımın zaman zaman bana siktiri çekmeleri, bi xyden o benden hoşlanana kadar hoşlanıp o benden hoşlandıktan sonra nefret edercesine fellik fellik kaçma içgdüsü, kaçan kovalanır hesabı daha da bi atraksiyon oluşturup istemediğim ilgiyi üzerimde toplamam, bi şeylere zamanında kızamayıp her şeyi üst üste biriktirip biriktirip çok saçma bi şeye aniden ve hızlıca fast and furious styla patlamam, annannem ve babannemlerin beni evlendirme planları, kampüsteki xylerin %89.5 inin saçlarının uzun ve dalgalı olması, sokakta yürürken elimi çarptığım 3 insandan 1inin klasik gitarda bi tek Akdeniz Akşamları çalmayı bilip gitar çalabiliyorum demesi, Türk dizileri ama en çok da Akasya Durağı, stv nin rambo jambo ceki çen polis akademisi filmlerini 100 milyon kere döndürmesi, oturup stv izlemiyo olsam da kanal zaplarken onun gözüme çarpıp beni fıtık etmesi, Mehmet Ali Birand ın ııı ları düşük cümleleri, Star Wars ya da Babam ve Oğlum izlemediğimi öğrenen insanların bana başka bi gezegende yaşıyomuşum gibi bakmaları, fikirlerini sormadığım hâlde xylerin sevimlisin sen aslında diyerek sevimli demek, sen güzel değilsin demenin kibar şeklidir önermesinin kafamda yankı yankı dolanması, bana sevimlisin diyen xy ırkı bireylerine salah diyerek gittikten sonra bunu niye yaptığımı hâlen algılamamaları, tuttuğum takımların gollerine sevinirken ofsayt bayrağının kalkması/yüreğimin dağlanması, tuttuğum takımla dalga geçilmesi ki bu yüzden adam öldürmüşlüğüm var adcsavgsag... kendi gözümde en azından ölüler, animasyon çizgi filmlerine çocuh filmi bu la ahah ahah diyen zeka seviyesi düşükler, ben bi şeyi aldıktan sonra o şeyin indirime girmesi, babamın laptop umu kullanması, adıma iyelik eki getirilmesi, küçük çocuklar, küçük kendini bilmeyen hadsiz gerizekalı aptal salak paçoz çocuklar, başıboş sokak köpekleri, insanlardan çekinmeyen kediler, doğuştan matematik veya müzik yeteneği olanlar, fondan Türkçe şarkı çalarken Türkçe bi şeyler yazamamam, fondan İngilizce şarkı çalarken İngilizce bi şey yazamamam...

Aslında baya devam ederdim. Hatta bu hızla gidersem kitap bile yazardım. Ama okunmayacağını biliyorum. La Rory okudum seninkileri ben. Valla bak. Limonun sarı olması böyle felsefi bi çıkarım gibi olmuş adsafaasf..



Yalan hakkında düşünceleriniz. Söyler misiniz? Söylediniz mi hiç?: Yalan bazen gereklidir, hatta bazen çok elzem ve hayatîdir. Çünkü çoğu zaman insanlar doğruları duymak istemezler. Sizden yalan duymak isterler, yalan olduğunu kendileri de biliyodur ama çoğunlukla ya o durumu değiştiremeyeceklerdir ya da buna üşenirler, bu yüzden yataktan kalkmış saçıyla yanınıza gelen hatun size bugün nasılım çok paspalım dimi diye sorduğunda, hayır tatlım bence gayet iyisin saçmalama, sen de paspalsan eheh eheh gibi nidalarla karşılık vermeniz gerekir. Aksini söylerseniz tüm gün kafasını saçına ve paspallığına takacak, kendisinde bi sorun olmadığına ve sizin onu kıskandığınıza inanacak ve sizden nefret edecektir.

Evet millet benim hayat hikayem bu. Ben deeee.. Re-L i, Rodolfo yu, Googhan ı, Ceren i mimliyorum.

3 Haziran 2011 Cuma

you don't even realize i'm barely alive..

Her şeyin normal gittiğini sanırsın. Sanırsın ki güneş doğunca gün başlıyor, horozlar ötüyor bi yerde, insanlar çalışmak için karıncalar gibi dökülüyor sokağa.. Kampüsün yolu hep aynı, artık yemekten aygır gibi olmuş kampüs kedileri gibi.. Gastritim son hız, allerjilerim neyseki artık pek rahatsız etmiyor. Hayattan, insanlardan, sınavlardan, geleceğimden, geçmişimden, düzleşmeyen saçlarımdan, lens takamamamdan, yağmur yağma ihtimalinden, veletten, ama her şeyden çok da kendimden nefret ediyorum filan. Ama farkında değil gibi yaşıyorum, artık benim için rutine binmiş şeyler. Hani şey gibi, günlük yaşam tablom düzenlenmiş böyle:

Uyan
Yaşamaktan nefret et
Kendinden nefret et
Gördüğün ilk insandan nefret et
Kendini öldürmek iste
Kampüsü uçurmak iste
İntihara meyillen
Sonra kendine saçmalama de
Derse gir çık
Eve gel
Uyu

Hani manikliğimi de sikip attılar gibi hissediyorum bizim ormanlara. Arada gülesim geliyor, çocukluğumdan bahsedecek olursam gözlerim doluyor falan. Yok hani tecavüze falan da uğramadım da ne biliyim, tecavüz sadece fiziksel midir neticede. Bi yerde hepimizin ruhuna tecavüz edilmiştir bi şekilde. Anlamsızlaşıyorum, silikleşiyorum, insanların yanında görünmezmişim, yarımmışım gibi hissediyorum. Bunu tersine çevirmek için de "onlar gibi olmak" zorunda olduğumu hissediyorum, mesela bi erkek arkadaşım olsun diye ölmeliyim, diğer kızların ne giydiği beni çok ilgilendirmeli, yaz tatili planları beni heyecanlandırıp neşelendirmeli.

Ne biliyim olmuyo işte. Bu hayata yakışmıyorum, bi iğreti duruyorum üstünde. Fazla bi aksesuar gibi, ama zararsızım neticede. Ne çok göze batıyorum ne de varlığım bi şey fark ediyor..

Ve sadece bi şarkı dinlemek bile tüm duygularımı laçkalaştırıp ağlatacak dereceye getirmeye yetiyor artık. Yoksa şarkının Hypnogaja nın Living in Misery si olmasıyla hiçbi alakası yok..

1 Haziran 2011 Çarşamba

Hacı bu neeee... Panikletme beni bılogır, adam ol, öyle yeni yeni şeyleri insan biraz alıştıra alıştıra şey eder. Lööğk! diye benim monoton hayatıma böyle bir eklentide bulunmadan önce düşünüp taşınmalısın.
Aaa hadi annee.. Benimle konuşabilmek için Shakira'dan bahsetmemize gerek yok. Gerçekten. Dinlemediğini biliyorum. Ben bile dinlemiyorum. Bu derece düşmemeliyiz.

31 Mayıs 2011 Salı

dizilerin evlenilmek istenilen karakterleri #1#

 Supernatural - Dean Winchester [Jensen Ackles]

Sarışın sevmiyorum ama seni seviyorum ağzını kırdığımın herifi.

The Big Bang Theory- Sheldon Cooper [Jim Parsons]

Ki bence sırf o replikleri ezberleyebilmek bile belli bi derecede zeka, mikemmel bi hafıza gerektirir. İstiyorum bundan bi tane.

 CSI: NY - Sheldon Hawkes [Hill Harper]

Sanıyorum ki siyahî xy ırkına karşı ilgim Will Smith'le kısıtlı değil. Kaldı ki Will ağlasın bence Hill'in yanında.

 The 4400 - Shawn Farrel [Patrick Flueger]

Bu herif resmen ergenlik acılarımdır lan benim. Uğruna science-fiction ları sevdiğim, sevdiceğim, küçücüğüm her şeyim adfsafvasgv...

How I Met Your Mother - Ted Mosby [Josh Radnor]

Hâlâ mother Robin olmalıydı diyorum. Robin'le nası yakışırlardı lan, sevimliliğe bak.. Al evde besle falan.

Las Vegas - Danny McCoy [Josh Duhamel]

Buldog Fergie ye kaptırdığımız için ırkça hasete fesata bağladığımız ender/nadir sevimli/yakışıklı grubuna giren xy ırkı bireyi. Hâlen yastayız.

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Bi gün, o çok sevdiğin hazır mercimek çorbası sana ihanet eder ve mideni bozar. Hastanelik yapar, kolunda serumlarla (bi de o serum bitince kanını kendi içine çekecek paranoyasıyla) saatler geçirmeni sağlar. Sonra da töbe billah bi daha mercimek çorbası içmezsin. İçemezsin. Sana bunu yapmış olması yeterlidir, mercimekle arandaki tarihe bi kahpelik onu affetmemen için yeterlidir.

Bana göre.

Mercimekin sürekli bi şekilde hayatında olması, o askerden döndüğünde onu tanımayıp bu kim diye ağlamış olman, en büyük ergenlik problemlerinin kaynağı olması, başka başka versiyonlarda o mercimeğin hayatının her bölümünde karşına suçlamalar, pişmanlıklar, hatalarını yüze vurmalar, egona indirilen darbeler, duygularını hiçe saymalar, senden nefret etmeleri, senin onlar yüzünden kendinden nefret etmelerin, aslında aynadakiyle barışık olmamanın suçlusunun %73.6 oranında hâlen onlar olmaları, ve evet, onlar senin için bir polen, bir ballı ıhlamurken senin hâlâ onlardan kaç-a-mı-yor olman çünkü hayatının her alanının onlarla kaplı olması.

Sana geçmişinde yanlış yapan bir sürü mercimek çorbası olabilir. Mideni bozmuş, saçma salak kusturmuş, sinirinden ağlatmış, kişiliğini yaralamış, o mercimek çorbası kendisini baban, ilk çocukluk aşkın, ilk lise hoşlantın, ilk üniversite kafa karışıklığın olarak gideren azalan bir sevgi derecesine karşın giderek artan bi r karşı güç olarak hayatının her kısmında göstermiş olabilir. Fakat bu ahvâl ve şer'ait altında dâhi vazifen, bir Rus atasının da dediği gibi aynı hataya 2. kez düşmemek (ki bu senin için 8 falan olur) ve elinden geldiğince kendini koyvermediğini san-dır-mak-tır. Muhtaç olduğun kudret, sahip olduğun iki "x" kromozomunda mevcuttur.

Kafam çok karışık Atam, aşırı mutsuzum, saçlarım nemli hava yüzünden düzgün düzleşmiyo, çok çirkinim. Seni bu duruma alet ettiğim için de çok üzgünüm bilhassa. Ama o kısmı ezberimden yazdım. Valla bak.

29 Mayıs 2011 Pazar

damn u barça!

Dün gece livescore.com a baktıktan sonra artık rekabetin olmadığı bi dünyada yaşamanın anlamı kalmadığını fark edip intihar ettim. Üst üste kuşburnu, ballı ıhlamur ve papatya çayı içerek aloe vera (?) lı yüz maskesi uygulayarak yavaş ve acılı bir ölümün kollarına bıraktım kendimi.

Gerçekten. Biri Barcelona ya arkalı önlü dalmadığı sürece huzurlu uyuyabileceğimi sanmıyorum.

PS: The Big Bang Theory de bitti. Sıraaaa Scrubs'taaa.

27 Mayıs 2011 Cuma

congratulations for me.

Bugün, hayatımın geri kalanında bitkisel özlü hiçbi ürünü kullanamayacağımı, bal yiyemeyeceğimi ve bitki çayı içemeyeceğimi öğrendim. 5 kutu ilaçla 45 dakika eve dönene kadar burnum boğazım tıkanarak ağlamamak için kendimi çok zor tuttum, odama girdiğimdeyse kendimi tutmaktan o kadar çok yorulmuştum ki yattığım gibi uyudum. Uyandığımda her şey kötü bir kabusmuş gibiydi.

Ben de -mış gibi yaşamaya devam ettim.

24 Mayıs 2011 Salı

Sevgili Nil beni mimlemiş idi yaklaşık yüz yıl önce, mimin konusuysa "Tarihsel süreçte nerede olmak isterdin? Neden orada olmak isterdin? Kimi görmek isterdin?"


İşin açıkçası öyle spesifik olarak görmek isteyeceğim bir tarihî kişilik yok, Einstein olsun, Atatürk olsun, Gandhi olsun, huzur içinde yatsınlar o bana yeter. Ben ki olasılık dahilinde olmasa bile "lan geçmişe gitsem neden/sonuç bağıntısını zaman döngüsü içinde bozmuş olmaz mıyım, şerefsiz miyim la ben milyar insanın hayatıyla bir kuklaymışcasına oynayayım" diyerek gayet hümanist Anadolu insanı mantığıyla çalıştığım için bu soru bana mide krampları kitledi. Ama illa da bi yere gidiceksem ilk medeniyetlere gitmek isterdim, ne yükümlülük var ne bi şey var, feysbuk olsa ekleyeceğin insan sayısı toplam dünyada 500 felan. Güzel dönemlermiş onlar. Fazla seçim şansın da yok, böyle kişilik problemlerine de mahal kalmazdı o zaman, yok bağlanma korkusuymuş falan.   La zaten popülasyon 500, yarısı baban dayın amcan deden kuzenlerin yeğenlerin ve erkek kardeşlerinden oluşsa diğer yarısından illaki birini seçecen. Vertigo, gastrit bilmem ne de olmazdı, lan niye şimdi yaşıyorum ki ben. Of. 


Ben de eğer yapmadılarsa Rodolfo yuu, Rory yi, Purak ı mimliyorum =) [Purak küfür etme.]

22 Mayıs 2011 Pazar

Bu babannem. Bu dedem. Lola da benim 3-4 yaşlarındaki küçük kız kardeşim.

-Lola'nın kreşten bi arkadaşı vardı. Adı Toprak gibi bi şeydi.

Biraz düşünce aralığı.

-He Ataberk Ataberk.

Ataberk'ten Toprak'a uzanan o ince çizgi.

----


Ha bi de. Fenerbahçe şampiyon oldu. Sevinç doldum. Taştım. Yarın sınıftaki embesillerin diline düşme düşüncesi bile bugünkü uykumun içine sıçabilirdi ancak yaptık oldu. Yendik. Mavi donumuzu da kendimiz getirdik.

2-2'den 3-4'e uzanan o ince çizgi.

-----

Uzun süreli ilişkisini bitirdikten sonra önüne gelen tüm heriflere saldıran bir hatun misali, Supernatural'ın yokluğunda The Big Bang Theory'yi baştan incelemeye karar verdim. 2. günüm ve 2. sezon 9. bölüme kadar geldim. Bunların 12sini babamla izledim. Supernatural ın 4. sezonunu da tamamen annemle izlemiştim. Ailem tuhaftır. Annem daha tuhaftır. Supernatural sezon finaline girdim dedim, aa Lale Devri başlamış dedi.

Supernatural'dan Lale Devri'ne uzanan o ince çizgi.


-----

Gözlükten lense, kabarmaya aşırı meyilli saçlardan 200 dereceyle terbiye edilen düz-leş-tir-il-miş saçlara, pembe simli ojelerden küf yeşili ojelere, gözüne kalem sokmaktan korkarken hanımın çiftliği sıtayla likit aylanır çekmeye, she.. is funny den little black dress e, 1.50lerden 1.63e, 38 bedenden 36ya, sarışın nefretinden koyu kumral sevgisine uzanan o ince dev çizgi..

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Bugün Supernatural ın 6. sezonunu bitirdim. Şimdi ben bu ulvî diziye çok sonradan başladığım için kendi çapımda bi rekor kırdım ve okul döneminde toplam 3 haftaya yakın bi süreçte 5 sezonunu bitirdim bu hayvan heriflerin. Pişman değilim. Gene olsa gene yaparım. Da.. Da... Ben şimdi 7. sezon gelene kadar nelere veriyim kendimi, başımı nerelere vurayım.. Ha bi de çevirileri yapan Kojiro reyiz, eyer, eyer sesimi duyuyosan gel anlaşalım. Başından ben çevirmeye başlayım, sonundan sen, 5 dakkada hallederik, ne dersin? Bunu okursan bana ulaş öptüm xoxo.

20 Mayıs 2011 Cuma

Şu görüntüyü hayatından çıkarmak isteyen kaç kişiyiz?

Bence az değiliz. Hem de hiç. Ayrıcaaa cudaas cudu aa-aa.

19 Mayıs 2011 Perşembe

Daha da bana Aşk Tesadüfleri Sever miş, romantikmiş komediymiş, dramaymış, hüzünmüş izle diye tutturmasın kimse.

Juan, benim başka insanlarla dram izlemememin, 120nin CDsini her tuttuğumda aceleyle bi taraflara sıkıştırmamın, hâlen Babam ve Oğlum u izlememiş olmamın bi sebebi var. Çünkü o en fazla 2 saatlik sürenin sonunda biten tek şey "film" olmuyor. Hiçbi zaman. 

18 Mayıs 2011 Çarşamba

if I gave you the truth, would it keep you alive?

 Hep bi umut vardır. Bi yerlerde ürer bunlar, mitoz bölünmeyle çoğalırlar, mayoza kalcak kadar çok zamanları yoktur. Oksijenli oksijensiz, her yerde yaşayabilirler, yeter ki ele geçirmek istediği kişi de mantık oranı %0.01 de olsa azalsın.

Sonrası benim hikayem. Realizm tüm çıplaklığıyla önüme serilir. Bak derler, bunu devam ettirirsen başına hiç iyi şeyler gelmeyecek. Normal bi insanın ağlaması gereken durumlara düşeceksin, ama senin salak saçma prensiplerin ağlamana da izin vermeyecek. Sonra bu senden sinir krizi olsuun, gastrit olsuun, vertigo olsuun, inlete inlete çıkacak bi şekilde. Devam etme! 

Ama ben sancam ki her şeyi yapabilirim, gücüm dünya üzerindeki varlıkların %90.6sına yetebilir düzeyde. Sancam. Kılıçlarımı çıkarıcam, daha da salaklaşmışsam meydan okuycam hatta. Ama yok, bu sefer gerçekten zekiydim/kendimi bile şaşırtacak bi biçimde/kendimi son dakikaya kadar tutmasını başarabildim ki hâlâ da o dışardan bilinçsiz içerden her şeyin farkındaki katatonik ruhsal bozukluğu yaşayan insan formunda gezebiliyorum.

Derken derken.. ki hikayenin bu kısmına gelmedik.. Abluka altına aldığım her şey, 3 aydır kendisini bastırmak için enerjimin neredeyse tamamını harcadığım o şeyler, benden birer birer intikamını alacak. Bi kesik bulcaklar, sızacak bi kesik. Evet, her zaman bi kesik olur. O çok sağlam sandığın zırhın aslında yıpranır. İstersen en keskin metallerle örülmüş olsun, fark etmez, her zırhın bi zayıf noktası vardır. İş, bunu belli etmemektedir. Çoğu insanın acılarını dışarı vurarak feryat figan ağlamak yerine içinde tutmasının sebebi de o kesikleri saklamak istemesidir. Çünkü karşına çıkacak zırhlının seni iyileştirmek mi istediğini yoksa o kesikten içeri bi kılıç mı daldıracağını tahmin edemezsin.

Ve o kesik, genelde beni öldürür. Benim için, benim hikayemin bu kısmı çok tuhaftır. Kesiği bulup deşen zırhlı, genelde bi zarar veremediğini düşünüp savaş alanından çekilir. Sonra beni ruhsuz diye niteler, acıtacak bir kalbi yoktu ki zarar verebileyim diyerek kendi gururuna yediremediği görünürde yenilgisini kabullenemez. Aslında bilmez, ne kadar zarar verdiği, ne kadar acıttığını, ilerisi için ne kadar korku tohumları saldığını fark etmez. Sanar ki kesiğine her dokunulan ağlar, çırpınır.  

Ben kesiğine dokunulduktan uzun bi süre sonra aldığı hasarın farkına varan, o hasarın farkına varınca da dış dünyaya kendisini tamamen kapatan, öyle ki bi süre sonra aynaya bakmaktan iğrenen, diyete girdiyse o arada bozan, her gün spor yapıyosa göt göbek yayılan, o depresifliğini odasının duvarlarının her bir köşesine fiziksel bi şeymişcesine sindiren, kısacası kendi kendisini zehirlemeyi başaran insan grubundanım. Evet, adsız depresiflerden biri de benim. Benim tam bi depresif olmamı engelleyen tek eksiğim, depresif imin başındaki manik im.

Evet, ben iflah olmaz bi manik-depresifim. Ne kendisini öldürecek kadar güçlü, ne başka bi manik-depresife teslim olacak kadar zavallı. Şu anki hikayemin tek farklı tarafı, karşımdaki hiçbir şeyin neşesini yok edemeyeceğini düşünen o yaratığın arşa değen götünü umursamamam, ve direnmekten vazgeçmeyeceğimi bilmem. Bu hikayenin de diğer hepsiyle ortak yanı, sonunun ne olursa olsun kötü biteceği. 3 aydır devam ettiği için, diğer hepsinden çok daha kötü biteceği.