"İnsanın bir tek ve hep aynı yaşamı yoktur. Peş peşe eklenen birçok yaşamı vardır ve çektiği acıların nedeni de budur." Chateaubriand
30 Nisan 2011 Cumartesi
Bu ayakkabılar için Advanced Grammar Learners kitabımı bi günde bitirebilirdim. Gözlerimin içine sıçmak uğruna olsa da yapardım bunu. Bi anda native speaker a dönüşebilirdim. Ama ucunda bu ayakkabılar yok. Ve ben çalışamıyorum. Suç benim değilmiş aslında. Beni tetikleyecek bi etken olmamasıymış. Enee.
29 Nisan 2011 Cuma
mim #1#
Blogumun ilk mimi hemera-nyks ikilisinden geldi, pek çok mutlu oldum öncelikle teşekkürler, bu kırmızı kurdeleyi keserken...
Uzatmadan mime geçiyim.
En Sevdiğin 3 Görsel; yapbozlarımı bitirdikten sonra o parçaların oluşturduğu bütün (hepsi çocuğum gibi), futbol maçlarında kalecinin penaltı atışından önceki surat ifadesi, yeni mesaj/ileti uyarısını gördüğüm her ekran.
En Sevdiğin 3 Ses; elektro gitar, samimi kahkaha, yağmur.
En Sevdiğin 3 Tat; bitter harici tüm çikolatalar, kiraz/erik/karpuz/kavun/nar, et et et ...
En Sevdiğin 3 Koku; toz, little black dress, yeni yıkanmış nevresim.
En Sevdiğin 3 His; damarlarının içi kaşınır ya böyle adrenalin patlaması gibi aha işte o, sevinçten kuscak kadar olduğun an ulaştığın o nirvanamsı tavır/kekremsi parçalanma, en güzellerinden biri de yatağa uzandıktan birkaç dakika sonraki o yatağın sıcaklığına kendini bırakma, tüm kaslarının gevşemesi hissi.
Ben dee.. Rodolfo'yu mimliyorum.
Uzatmadan mime geçiyim.
En Sevdiğin 3 Görsel; yapbozlarımı bitirdikten sonra o parçaların oluşturduğu bütün (hepsi çocuğum gibi), futbol maçlarında kalecinin penaltı atışından önceki surat ifadesi, yeni mesaj/ileti uyarısını gördüğüm her ekran.
En Sevdiğin 3 Ses; elektro gitar, samimi kahkaha, yağmur.
En Sevdiğin 3 Tat; bitter harici tüm çikolatalar, kiraz/erik/karpuz/kavun/nar, et et et ...
En Sevdiğin 3 Koku; toz, little black dress, yeni yıkanmış nevresim.
En Sevdiğin 3 His; damarlarının içi kaşınır ya böyle adrenalin patlaması gibi aha işte o, sevinçten kuscak kadar olduğun an ulaştığın o nirvanamsı tavır/kekremsi parçalanma, en güzellerinden biri de yatağa uzandıktan birkaç dakika sonraki o yatağın sıcaklığına kendini bırakma, tüm kaslarının gevşemesi hissi.
Ben dee.. Rodolfo'yu mimliyorum.
26 Nisan 2011 Salı
Kıçımdan atıyo da olabilirim ama çok sevdiğim yazarlardan birinin bi kitabında görmüştüm, ona eminim. Galiba Susanna Tamaro nundu.
Kaderin hayalgücü, sandığımızdan daha renklidir.
Ve kaderinden kaçtığını sanarken aslında ona koşarsın gibi seni ne yaparsan yap, sıçtın moduna sürükleyen büyük laflar.. Kaçınılması büyük hatalar, bazen fark etmeden yaptığımız yanlışlar.. Küçücük, minicik bi mimik, bir soruyu yanlış hatırlamak, bi ismi unutmak, önceki gün gereken saatte uyumamış olmak.. Kelebek etkisi gibi bi şey işte, öyle ürkütücü, öyle iradesizleştiren.. 2 gün önce tesadüfen facebook ta profiline girdiğim ve içimden kendimle kıyasladığım kızı bugün tüm gün boyunca griyle konuşup gülerlerken görmem.. Hani bi de o olay vardır ya, bak bu kızın saçları böyle benimki daha gizel. Aa bak bunun kıçı kocaman gibi salak saçma triplere girmek.. Bazen her şey saç baş değildir bi kitabı bi günde bitiren kız. Bazen yeterli olmazsın, bazen bazı şeylerin olmaması gerekir. Bazen sebebi yoktur. Hani niye bugün mutsuzsun diye sorarlar da omuz silkerek işte dersin. İşte. O küçük işte beni büyük keşkelere sürükleyecek diye içim içimi yiyor. Elimden bi şey gelmiyor, bu çalışarak geçebileceğim bi sınav değil, keşke öyle olsa.
Ve keşkeler başladı bile.
Kaderin hayalgücü, sandığımızdan daha renklidir.
Ve kaderinden kaçtığını sanarken aslında ona koşarsın gibi seni ne yaparsan yap, sıçtın moduna sürükleyen büyük laflar.. Kaçınılması büyük hatalar, bazen fark etmeden yaptığımız yanlışlar.. Küçücük, minicik bi mimik, bir soruyu yanlış hatırlamak, bi ismi unutmak, önceki gün gereken saatte uyumamış olmak.. Kelebek etkisi gibi bi şey işte, öyle ürkütücü, öyle iradesizleştiren.. 2 gün önce tesadüfen facebook ta profiline girdiğim ve içimden kendimle kıyasladığım kızı bugün tüm gün boyunca griyle konuşup gülerlerken görmem.. Hani bi de o olay vardır ya, bak bu kızın saçları böyle benimki daha gizel. Aa bak bunun kıçı kocaman gibi salak saçma triplere girmek.. Bazen her şey saç baş değildir bi kitabı bi günde bitiren kız. Bazen yeterli olmazsın, bazen bazı şeylerin olmaması gerekir. Bazen sebebi yoktur. Hani niye bugün mutsuzsun diye sorarlar da omuz silkerek işte dersin. İşte. O küçük işte beni büyük keşkelere sürükleyecek diye içim içimi yiyor. Elimden bi şey gelmiyor, bu çalışarak geçebileceğim bi sınav değil, keşke öyle olsa.
Ve keşkeler başladı bile.
24 Nisan 2011 Pazar
Bazı şeylerin formalitesine çabuk kaptırdım galiba kendimi, yeni yeni fark ediyorum.. Küçükken kasiyer ya da mağazalarda siz raflara bakarken yanınıza gelen görevli kızlar olur ya, onlardan biri olmak isterdim. Her gün saçları yapılı olurdu, her gün makyajlıydılar.. Her gün güzeldiler.. Bir süre sonra makyajsız bi kızın güzel olamayacağı düşüncesini her şeyimin temeline koyduğumu anladım. Bakkala giderken makyaj yapmak yersizdi, aslında makyajın anlamı neydi, niye yapılırdı? Kadınların kendini iyi hissetmesi için yaptıkları listenin maddelerinden biri evet, peki yüzüne bi ton kimyasal boca etmek hangi hormonunu tetikliyor da sen mutluluk hormonu salgılıyorsun? Evet. Makyaj yapınca olduğundan daha güzel (!) görünürsün, daha çok ilgi çekersin, bu da seni mutlu eder. Mutlu eden makyaj ya da yeni yaptırdığın saçın değil, onunla çekmeyi başardığın ilgidir. İş kadınları hep mutludur o aşırı özendiğim kıyafetleri, makyajları, toplu olsa da olmasa da yapılı saçları içinde. Olmasalar bile öyle görünürler. Dış yollardan bi özgüven oturtulmuştur çünkü varlığına. Biliyorum, hastalıklı bi düşünce bu. Güzelsen güzelsindir hatta güzel denmesi için bi Adriana Lima veya bi Isla Fisher olman gerekmeyebilir, makyaj yapmanın da gerekli olmadığı gibi. Ama kendimi bu obsesyonumdan kurtaramıyorum. Hep derim, hiç acil durum adamı değilimdir. Adaya düşsem yanıma alacağım üç şey fondotenim, allığım, pudram olurdu.
19 Nisan 2011 Salı
18 Nisan 2011 Pazartesi
Sen bana noldu diye sor ben hiçbi şey demeye devam ediyim. Ama sen anla ki hakkaten bi şeyler var, hakkaten beni içten içe öldüren bazı şeyler dönüyor ortada. Ben sana o kız kimdi diyim, hani bikaç gündür etrafında, sürekli de adı geçiyor.. Sen bana bi arkadaş de, önemi yok o kadar.. Ben de inanıyım, salak salak avunurum belki bikaç gün. Sonra bi sıkıntın varsa anlatabilirsin de, ben de aslında Ankara bile yağmur çamur stresini atabiliyor 1 aydır ama ben atamıyorum.. Kadın fizyolojisine ters gidiyorum, galiba bende bi tuhaflık var, aslında doktora gitmeliydim ama biliyosun stres.. Arada yapar böyle.. diyim..
Ama bana, noldu diye soran sen ol. Niye atarlandın bugün, gene noldu diye sataşan sen ol, ne biliyim, arkadaşlarıyla hakkımda konuştuğunu bildiğim kişi sen ol. Beni kendi ellerinle velete itiyosun gri. Haberin yok.
Ama bana, noldu diye soran sen ol. Niye atarlandın bugün, gene noldu diye sataşan sen ol, ne biliyim, arkadaşlarıyla hakkımda konuştuğunu bildiğim kişi sen ol. Beni kendi ellerinle velete itiyosun gri. Haberin yok.
17 Nisan 2011 Pazar
Gevşemek için önerilen ve genelde bende işe yarayan tekniklerin hepsini uygulamama rağmen 3 haftadır lsd yemiş gibi gezmemin yan etkisi olan "sinirin tepelerde dolaşması" sendromundan kurtulamadım.
1-) Banyo yap: Banyo yap gevşersin, sıcak su seni rahatlatır.. Evet eskiden öyleydi, ya da öyle sanıyor-du-m. Şimdi banyo yaparken kafamın boşalması gerekirken aklıma gelen, banyodan çıktıktan sonra bu saçları kurutmam gerektiği, kuruttuktan sonra düzleştirmem gerektiği, düzleştirdikten sonra ertesi gün tekrar düzleştiriciyle üstünden geçme zorunluluğum, ama dışardaki rüzgarın saçıma hiç acımadan tecavüz edeceği gerçeği. Yaptığım şeylerin doğa ana tarafından kabul görmediğini her gün değişik tecrübelerle görmek.
2-) Bitki çayı iç: Zaten sinir stresten çabuk etkilenen bi yapıya sahip olduğum için dakka başı kafa yapan, şu uyku getirip seni mışıl mışıl rüyalara daldırması öngörülen çayların yarısını denemişimdir ömrüm boyunca. Kuşburnu, ıhlamur, yeşilçay, adaçayı, böğürtlen çayı, detox çayları, diyet çayları.. En son rezeneyle kafa buluyodum şimdi o da sinirimi bozuyor. Rezenenin kokusunu çok severim ben normalde hakkaten kafa yapan bi yapıya sahiptir böyle çevrendeki her şeye siktiri çekmeni sağlayacak kadar hippileştirir seni. Ama şimdi rezene içince ne uyuyabiliyorum ne uyanık kalabiliyorum, böyle gece 1de yatıp sabah 6da kalkmak zorunda olan bir işçi asabiyetiyle geziniyorum ortalarda.
3-) Yoga yap: Hah en kıl olduğum muhabbet de budur. Bak bana üstteki ortamı sağla, veya Himalayalara gidip Tibetli rahiplerle kanka olmaya hiç gerek yok, evi saadece 1 saat sessiz bırak. O bile yeter. Ama yok, ne giren çıkan belli, ne ses eksik. Bu satırlara geldiğimde damarlarımda artık sinir yapan hormon her neyse onun arttığını hissedebiliyorum böyle biriyle kavga etmeden önce ellerin hafiften kaşınır ve titremeye başlar ya. Rahatlama tekniği yazarken bile sinirleniyorum arkadaş.
Bilmiyorum burçlara, o tarz şeylere inanır mısın ama ben baya inanırım. Hayatımı bağlayacak kadar değil ama, mesela en basitinden, bu bi hatun var astrolog. 2011 için kitap çıkarmış burçlar hakkında. Arkadaşımın burcunda bu sene estetik operasyon geçirebilirsiniz diyodu kız burnunu yaptırcak yazın, nefes alma problemi yüzünden. Bana da kesin tarih vermiş 22 mart-22 nisan arası hastalık açısından hassaslaşacaksınız diye, hakkaten martın sonlarından beri yandan yemiş gibi geziyorum, tüm mide/bağırsak problemlerim son safhada. Buna göre 5 gün kaldı, yiheyy... İşte aynı kitapta, bu sene hayatınızdaki çoğu soru işareti ve pislikten kurtulacaksınız diyordu ama hiçbir iyileşmenin acısız olmayacağını ekliyordu. Galiba ben o acıyı çekiyorum. Ya da umarım öyledir. İşin açıkçası, geçmişi değiştiremeyeceğimi, geleceği bilemeyeceğimi, elimde olan tek şeyin bugün olacağını kendime telkin etmekten yorulmama rağmen hââlâ geçmişe saplıyım; geleceğe bağımlıyım; bugünüm, dünümle yarınımı düşünmekten, göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor.
1-) Banyo yap: Banyo yap gevşersin, sıcak su seni rahatlatır.. Evet eskiden öyleydi, ya da öyle sanıyor-du-m. Şimdi banyo yaparken kafamın boşalması gerekirken aklıma gelen, banyodan çıktıktan sonra bu saçları kurutmam gerektiği, kuruttuktan sonra düzleştirmem gerektiği, düzleştirdikten sonra ertesi gün tekrar düzleştiriciyle üstünden geçme zorunluluğum, ama dışardaki rüzgarın saçıma hiç acımadan tecavüz edeceği gerçeği. Yaptığım şeylerin doğa ana tarafından kabul görmediğini her gün değişik tecrübelerle görmek.
2-) Bitki çayı iç: Zaten sinir stresten çabuk etkilenen bi yapıya sahip olduğum için dakka başı kafa yapan, şu uyku getirip seni mışıl mışıl rüyalara daldırması öngörülen çayların yarısını denemişimdir ömrüm boyunca. Kuşburnu, ıhlamur, yeşilçay, adaçayı, böğürtlen çayı, detox çayları, diyet çayları.. En son rezeneyle kafa buluyodum şimdi o da sinirimi bozuyor. Rezenenin kokusunu çok severim ben normalde hakkaten kafa yapan bi yapıya sahiptir böyle çevrendeki her şeye siktiri çekmeni sağlayacak kadar hippileştirir seni. Ama şimdi rezene içince ne uyuyabiliyorum ne uyanık kalabiliyorum, böyle gece 1de yatıp sabah 6da kalkmak zorunda olan bir işçi asabiyetiyle geziniyorum ortalarda.
3-) Yoga yap: Hah en kıl olduğum muhabbet de budur. Bak bana üstteki ortamı sağla, veya Himalayalara gidip Tibetli rahiplerle kanka olmaya hiç gerek yok, evi saadece 1 saat sessiz bırak. O bile yeter. Ama yok, ne giren çıkan belli, ne ses eksik. Bu satırlara geldiğimde damarlarımda artık sinir yapan hormon her neyse onun arttığını hissedebiliyorum böyle biriyle kavga etmeden önce ellerin hafiften kaşınır ve titremeye başlar ya. Rahatlama tekniği yazarken bile sinirleniyorum arkadaş.
Bilmiyorum burçlara, o tarz şeylere inanır mısın ama ben baya inanırım. Hayatımı bağlayacak kadar değil ama, mesela en basitinden, bu bi hatun var astrolog. 2011 için kitap çıkarmış burçlar hakkında. Arkadaşımın burcunda bu sene estetik operasyon geçirebilirsiniz diyodu kız burnunu yaptırcak yazın, nefes alma problemi yüzünden. Bana da kesin tarih vermiş 22 mart-22 nisan arası hastalık açısından hassaslaşacaksınız diye, hakkaten martın sonlarından beri yandan yemiş gibi geziyorum, tüm mide/bağırsak problemlerim son safhada. Buna göre 5 gün kaldı, yiheyy... İşte aynı kitapta, bu sene hayatınızdaki çoğu soru işareti ve pislikten kurtulacaksınız diyordu ama hiçbir iyileşmenin acısız olmayacağını ekliyordu. Galiba ben o acıyı çekiyorum. Ya da umarım öyledir. İşin açıkçası, geçmişi değiştiremeyeceğimi, geleceği bilemeyeceğimi, elimde olan tek şeyin bugün olacağını kendime telkin etmekten yorulmama rağmen hââlâ geçmişe saplıyım; geleceğe bağımlıyım; bugünüm, dünümle yarınımı düşünmekten, göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor.
16 Nisan 2011 Cumartesi
gimme gimme more gimme more
İlköğretimde hiçbi boka yaramayan ama formalite usülü yapılan meslek/alan/dal yönlendirme testleri vardır ya. Sözde neye yatkınsın onu saptar/daha çok hangi dersin hocası anlatamıyo, hangisi tüm öğrencilerini kapsıyo olayının ölçütüdür bence/ona göre lisede bi alana yönlendirir. Aynı saçmalık lisede de vardır. Bence çocukların karakterlerinin şekillenmeye başladığı dönemde, özellikle kızları, bi alışveriş merkezine götürüp salmalılar. Şaayet o vitrinlere yapışıp kasap camına dil atan yavru kediler gibi bakıyolarsa reyonlara, tamamdır, o parası bol bi işe girmeli. İlerki hayatında mutlu olabilmek için yapmalı bunu, ben gayet açık konuşuyorum, para saadet getirmez olayının uygulanış biçimine katılmıyorum. Tamam, havuz dolusu paranla tek başına yapabilceğin şeyler elbet sınırlı ama kendi adıma, beş parasız mutlu olmam mümkün olmazdı. Bugün alışverişe çıktığımda maddi şeylere ne kadar bağımlı olduğumu bi kere daha fark ettim, penyeler, pantolonlar, etekler, hırkalar beni hayatımdaki çoğu şeyden daha çok mutlu ediyordu. Alamadıklarım, al-a-mayacaklarımsa çoğu şeyden daha çok kahrediyodu. Hani ilerde iyi maaşlı bi param olsun, ben nası bi yaratık olcağımı biliyorum. Dolabını açarsın da 20000 tane ayakkabısı olur, tualet masasında 48 çeşit parfüm vardır, kırmızı ojeleri ton ton dizilmiştir. Kelime anlamıyla tam bi pisliktir, işte ben onu çok pis istiyorum. Valla bak, yanımdaki hatunlar gibi doğru herifi buluyum evleniyim mutlu oluyum 8 tane de çocuğum olsun bakarım ben onlara havasında değilim, yeminle. Ben çalışıyım ediyim böyle idealist iş hatunları olur ya, işi her şeyinden önce gelir. O modda. Hani matematiğe katlanabilceğimi bilsem işletme/iktisat falan yazardım tercihlerimde, sırf o iş kadını kıyafetlerini/ayakkabılarını giyip onların makyajını/saçını yapabilmek için. Bazılarının üniforma saplantısı olur, benimkisi de böyle bi şey işte. Erkek egemenliğinin olduğu bi alanda kendine olan özgüvenini her tavrıyla dışarıya saçan hatun kişilerine aşırı derecede saygı duyuyorum.
Bi de şu bazı mağazaların kıyafetlerinin etiketlerinde "İthal maldır." ibaresinin Türk milletine göre o malın daha pahalı olması için bi bahane olarak kabul görmeyeceğini belirtmek isterim burdan yetkililere. Ayrıca bazı etiketlerdeki o sadece euro cinsinden fiyat artistiği de nedir kuzum, ben ayaküstü borsa/kur/döviz güncellemeleriyle gezmiyorum ki. Sen bana bu kevaşeliği yaparsan ben de sana 5 peso verir, hadi hesapla bakalım seni ukala sürtük der, Amerikan filmlerinin tipik çirkef karakteri moduna girerim. Hayatta her şey müşterek neticede. Sen buna, öbür dünyada hesabın görülür mü dersin, karma bana pozitif enerji yollııcak diye mi açıklarsın, naparsın bilemem. Ama maliyeti 7 milyonluk şeyi 23 milyona sattığın günün hesabı götüne girecek elbet. Bu büyük marka sahiplerine dakka başı Kalp Gözü, 5. ,boyut falan izletsek insafa gelirler mi? Denesek olur bence.
Bi de şu bazı mağazaların kıyafetlerinin etiketlerinde "İthal maldır." ibaresinin Türk milletine göre o malın daha pahalı olması için bi bahane olarak kabul görmeyeceğini belirtmek isterim burdan yetkililere. Ayrıca bazı etiketlerdeki o sadece euro cinsinden fiyat artistiği de nedir kuzum, ben ayaküstü borsa/kur/döviz güncellemeleriyle gezmiyorum ki. Sen bana bu kevaşeliği yaparsan ben de sana 5 peso verir, hadi hesapla bakalım seni ukala sürtük der, Amerikan filmlerinin tipik çirkef karakteri moduna girerim. Hayatta her şey müşterek neticede. Sen buna, öbür dünyada hesabın görülür mü dersin, karma bana pozitif enerji yollııcak diye mi açıklarsın, naparsın bilemem. Ama maliyeti 7 milyonluk şeyi 23 milyona sattığın günün hesabı götüne girecek elbet. Bu büyük marka sahiplerine dakka başı Kalp Gözü, 5. ,boyut falan izletsek insafa gelirler mi? Denesek olur bence.
Facebook u açmak.
Duvardaki yenilere tıklamak.
Uzun süre sonra ilk defa gri nin paylaştığı linkleri görmek.
Kim ne yorum yapmış diye bakmak.
Üç şarkıya da bi kızın salça olduğunu görmek.
Kız belki bizim okuldan değildir diye bi umutla profiline girmek.
Kızın bizim okulda olduğunu görmek.
Kızın salça olmadığı 4. linki-biraz da kendimle özdeşleştirerek-beğenmek.
Facebook hesabımdan çıkmak.
Facebook hesabımdan çıktıktan sonra senkronize bi şekilde fondan Demir Demirkan'ın Kahpe'sinin çalması.
Aynanın karşısına geçip makyaj yapmam.
Hâlâ sinirimin yatışmaması.
Hakkaten paranoyak olduğuma kanaat getirmem.
Hâalâ sinirimin yatışmaması.
En iyisinin bi an önce dışarı çıkmak olduğunu düşünmek.
Kızın beynini kalaşnikofla dağıtma düşüncesinin verdiği sadistçe zevk hissi. Düşüncesi bile bu kadar güzelken gerçeği nasıl olurdu fikri.
Duvardaki yenilere tıklamak.
Uzun süre sonra ilk defa gri nin paylaştığı linkleri görmek.
Kim ne yorum yapmış diye bakmak.
Üç şarkıya da bi kızın salça olduğunu görmek.
Kız belki bizim okuldan değildir diye bi umutla profiline girmek.
Kızın bizim okulda olduğunu görmek.
Kızın salça olmadığı 4. linki-biraz da kendimle özdeşleştirerek-beğenmek.
Facebook hesabımdan çıkmak.
Facebook hesabımdan çıktıktan sonra senkronize bi şekilde fondan Demir Demirkan'ın Kahpe'sinin çalması.
Aynanın karşısına geçip makyaj yapmam.
Hâlâ sinirimin yatışmaması.
Hakkaten paranoyak olduğuma kanaat getirmem.
Hâalâ sinirimin yatışmaması.
En iyisinin bi an önce dışarı çıkmak olduğunu düşünmek.
Kızın beynini kalaşnikofla dağıtma düşüncesinin verdiği sadistçe zevk hissi. Düşüncesi bile bu kadar güzelken gerçeği nasıl olurdu fikri.
15 Nisan 2011 Cuma
Genelde de içimde yatan radikal bi feminist vardır bi nebze bastırabildiğim, ama bu ara çevremdeki erkeklerin hepsini toplu bi katliama kurban verebilirim, hepsini yavaş yavaş ve acı çektire çektire öldürebilitem var. Evet çeşitli biyolojik sebeplerden ötürü zaaten sinirlerim tepemde geziyo olabilirim ama benim susup oturduğumu, sesimin çıkmadığını görüyosan elleşmeyecen arkadaş. Hiçbi zaman kick-box gibi bi olaya girmeyi şu sıralarki kadar ciddi düşünmedim. İçimdeki siniri stresi başka nası alt edebilirim en ufak bi fikrim yok, çıldırma eşiğindeyim.
Bi de fazla psikolojik tanım okumayın. Azıcık ondan azıcık bundan buluyosunuz kendinizde, la ben şizofren miyim diye aynadan korkar oluyosunuz. Gereği yok, kabul etmek gerek ki hepimiz bi yerde ruh hastasıyız. Normal diye bi şey varsa tabi.
Bi de fazla psikolojik tanım okumayın. Azıcık ondan azıcık bundan buluyosunuz kendinizde, la ben şizofren miyim diye aynadan korkar oluyosunuz. Gereği yok, kabul etmek gerek ki hepimiz bi yerde ruh hastasıyız. Normal diye bi şey varsa tabi.
14 Nisan 2011 Perşembe
Ben kravat bağlamasını bilmem. Öğretseler de becerebilceğimi sanmıyorum, benim için origami gibi komplike bi şey bu. Kaldı ki ben daha spor ayakkabılarının bağcıklarını kurdele yaparken büyük efor sarfeden bi insanım, kravat mı bağlıycam te hey. Kravat bile bağlayamıyosun lan sen niye yaşıyosun diycek bi insanla da karşılaşmadım daha önce, sorun etmiyorum. Ama kravatı bağlayamamamdan bağlanma korkuma çıkan bi insanı tanıyorum. Bana hiçbi şeye bağlanamıyosun diyor pis pis gülerek. Anneme pis bağlıyım mesela diyorum, hatunu 2 gün görmesem özlerim. Hoş, alışılmayacak şey değil benim için. Annem geliyor o sırada. Arkadaşlarımın çocuklarının hepsi küçüklüklerinden beri kardeş istiyo, sen ne tuhaf çocuksun, hiç kardeş istemedin diyor. Bencilsin, ona çok sövüyosun ama aynı kuzenin gibisin diyo, kuzenim geliyo. Kuzenimi aylardır görmedim, bu benden 2. derece büyük olan.. Napıyosun gerizekalı diye saçımı bozcak bi hamleyle kafama vuruyor, selamlaşma şeklimizdir hep. Arkadan sevgilisi geliyor, şayet ki evlenirlerse ailemizin ilk pembe saçlısı..Bi de ben bu kuzenimi sevmem biliyo musun, herkes bunun kızla evlenmesine karşıyken ben destekliyorum bi tek, kıza ister istemez bi kanım ısındı çünkü. Pembe saçlı diye insan mı dışlanır lan derken velet geliyo arkadan, saçlarını sakın kestirme uzat diyo. Uzun saç sana daha çok yakışıyo. Yanında sınıftaki oğlanlarla gri var, gri ye bakıyorum, saçları onun en büyük sıkıntısı, dökülcek diye ölümüne korkuyo. Bence kestir, hatta küt kestir diyo, uzamayacak mı sonradan sanki? Gri, şimdi senle konuşmayı öyle isterdim ki, sabah günaydın ına niye karşılık vermediğimi, karın ağrılarımı, can sıkıntılarımı öyle bi güzel sayıp dökerdim ki. Dinlemezdin ki gri, siktir et o yüzden. En yakın arkadaşlarım geliyor, kafalarını vizelerinden, yegeselerinden kaldıramadıkları için beni bomboş bırakan arkadaşlarım.. Lan diyorum, dışarda hiç ağlamam ben ama şimdi dayanamıycam ağlıycam..Bunlar geçici şeyler, daha önce de yaşadın denmesi gerekmiyo aslında biliyorum çünkü gerçeği ama gelsin biri beni teselli etsin istiyorum. Bazen insanlarla yaşamak fazla zor geliyor bana.
13 Nisan 2011 Çarşamba
Eveeet, demekki neymiş canım, bi kitabı bi günde bitirmek de bazen bi boka yaramıyomuş. 80 ortak nokta, kesişen meridyenler paraleller, hiçbi halt seni makus kaderinden kurtaramazmış güzelim. Sen, malsın bunu da biliyosun dimi, eblehsin biraz. En sevdiğin atasözünün şu Ruslara mâl edilmiş "Aynı hataya iki kez düşen, aptaldır." lafı olduğunu yinelerken sen aynı hataya 497. kez düşüyosun belki de. Artık aptal değilsin, tedavi edilemez bi gerizekalısın sen, idiotluk makamına teşrif ettin, tebrikler. Hayır bi de biliyosun ki bu ırkın bireylerinin hepsinin hammaddesi aynı. Kakaoluymuş, çilekliymiş, havuçlu cevizliymiş hiç fark etmez, hepsi bildiğin kabartma tozlu-yumurtalı unlu kek lan! Bi diğerinin gösteremediği tahammülü niye öbürü göstersin ki? Niye seni sevsinler, niye sana müsamaha göstersinler? Her yaptıkları espriye gülüyo musun? Yöö. Salakça bi şey yaptıklarında susuyo musun? Çenene sıçıyım ki, haayır. E baari bu büyük hatalarını (!) gözlerinde sıfıra indirgeyecek eylemi yapıyo musun, yani veriyo musun? Hayır, asla. O zaman? Sen neyine güveniyosun ki hayatım, adam sana niye iyi davransın?
Lan ya. Gene bana hüsran gene bana hüsran oğlum. Başkalarının tekmesi tokatı koymuyo da, o dediğin lanet olası herif var ya. Onun bi fiskesi öldürüyo be. Önümüzdeki 2 senelik sezonu da kapattık gibi.
Lan ya. Gene bana hüsran gene bana hüsran oğlum. Başkalarının tekmesi tokatı koymuyo da, o dediğin lanet olası herif var ya. Onun bi fiskesi öldürüyo be. Önümüzdeki 2 senelik sezonu da kapattık gibi.
Doğuştan fotojenik insanları aşırı derecede kıskanabilitem var evet. Şu "fotojeniklik" denen olay için kendimi çok kasmam gerekiyo, birisinin "lan fotoğrafını çekiyorum" demeden çart diye çekmesi gerekiyo beni. Yoksa yapmacık, kasıntılı, kabız olmuş bukalemun gibi bi surat ifadesiyle çıkıyorum. Fotoğraf dediğin pozsuz çekilir arkadaş. Yanılıyor muym.
12 Nisan 2011 Salı
#griye mektup#
Hani bi kere aabi adam berberde saçlarımı düzleştirdi, bildiğin eve kadar ellerim kafamda koştum, direkt yıkadım dedin ya, galiba ordaki o doğallığına hasta oldum. Ne biliyim, belki kız olduğumdan ama, benim saçlarıma fön çekilse ben 40 yıl yıkamam. Ki saçımın doğal hali de seninki gibi, kıvırcığa yakın dalgalı. Bi de ben galiba senin kadar kendimle barışık değilim, mesela beni siksen koymam ergenlik fotoğraflarımı facebook uma. Ama sen gayet bariz eklemişin. O bira göbeği gibi yaptığın çalışma toton var ya, geberiyorum lan. Bildiğin hastayım yani. Hayır bi de ben psikopatımdır böyle, millet atıyorum mavi göze, uzun saça hasta olur ben de bi kalça takıntısı var ki hiç hayra alamet değil. Neyse, söylesem sapık mısın lan sen dicen. Söylemem de zaten. Ya o değil de, günden güne tuhaf bi bağlılık hissediyorum hani biliyorum birimizden biri konuşsa bok olcak da. Olmuyo işte, bi türlü o salak aşamaya gelemiyo çünkü ben senin her lafının her hareketinin altında ne yattığını adım kadar iyi biliyorum. Nedenini bile yazamıyorum, içimde hep bi korku, sen bu satırları görücen ki bence bloggerdan bile haberin yok sonra anlıycan, sonra her ikili ilişkide birinin diğerine tüm duygularını açık edip diğerinin saklı kutu tavrıyla tüm üstünlüğü ele geçirip kendini açanı parmağında oynatması adlı acıklı oyunu sahneliycez. Benim midem ağrıycak, başım sızlıycak, götü başı dağıtıcam. Senden belki kimseden hoşlanamayacağım kadar hoşlanırken, nefret etmeye başlıycam aslında bizim gibiler için sevgiden nefrete giden o ince kesiği çok iyi bilirsin sen hiç olmaması gereken bi şeyi yaşamış olcam. Hayatım mükemmel olmalı ya, hiç hatam olmamalı ya.. Evet bir sürü hatam var biliyorum, bugüne kadar yapmamam gereken çok şey yaptım, ağza almamam gereken şeyler söyledim. Ama hiç ilişkim olmadı benim, bu yüzden aşırı korkuyorum. Hata denilen aşifte sarısı karının katran kokulu ellerinin değmediği tek sayfam o çünkü. Ne iyi ne kötü. Aslında tamam, biraz kötü.. Cenin pozisyonunda kıvrılan korkular/endişeler/hayal kırıklıkları ve onların yanında da daha doğmadan öldürülmüş gerçek ceninler.. Daha kötüsü ne olabilir diyosun ama biliyorum senin için de geçerli aynı şey. Biliyo musun daha en yakın arkadaşlarıma bile doğru düzgün anlatamadım. Hâlâ it gibi korkuyorum ya olumsuz bi şey söylerlerse diye. Kızım, bunun kırmadığı fındık kalmamış lan böyle sessiz kaldığına bakma demeleri ihtimaline bile dayanamıyorum. Tüm kızların girdiği salak sendroma girdim belki de, birisinden hoşlanınca onu gözünde büyütüp kendi içinde ona mükemmel özellikler ekleyerek aslında olduğundan daha farklı birine aşık olmak sonra onu elde edince senin kucaklamaya çalıştığının bi çelenk olduğunu ama elindekinin bi buketten fazlası olmadığını fark etmek denilen o sendrom. Ama bizim için böyle şeylerden konuşmak için çok çok çok erken. Ne biliyim sen benden hoşlanmazsın ki. Al işte, bu da salak, kız özgüvensizliği. Bazen bazı şeyleri benim için yapıyormuşsun gibi hissediyorum, aslında biraz önce içtiğim meyve suyu kadar eminim facebook a girdiğinde baktığın ilk profilin benimki olduğuna bknz: 21. yy hoşlanma belirtileri. Evet böyle salak saçma şeylerden çıkarımlar yapmak zorundayım, o derece de çaresizim düşün artık. Ama. Hani. Ne biliyim. Bence çok mikroskopik bi işareti bile algılayacak kadar açık duyularım şu an. Dalga geçerdim hep, "Beyaz atlı prensini bulmuş olabilirsin, peki sen onun Pamuk Prensesi değilsen?" lafıyla.
Nası itler gibi korkuyorum şimdi o varsayımdan, haberin yok. Ben, o çaprazındaki gerizekalı karı, evet.
Nası itler gibi korkuyorum şimdi o varsayımdan, haberin yok. Ben, o çaprazındaki gerizekalı karı, evet.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















