12 Nisan 2011 Salı

#griye mektup#

Hani bi kere aabi adam berberde saçlarımı düzleştirdi, bildiğin eve kadar ellerim kafamda koştum, direkt yıkadım dedin ya, galiba ordaki o doğallığına hasta oldum. Ne biliyim, belki kız olduğumdan ama, benim saçlarıma fön çekilse ben 40 yıl yıkamam. Ki saçımın doğal hali de seninki gibi, kıvırcığa yakın dalgalı. Bi de ben galiba senin kadar kendimle barışık değilim, mesela beni siksen koymam ergenlik fotoğraflarımı facebook uma. Ama sen gayet bariz eklemişin. O bira göbeği gibi yaptığın çalışma toton var ya, geberiyorum lan. Bildiğin hastayım yani. Hayır bi de ben psikopatımdır böyle, millet atıyorum mavi göze, uzun saça hasta olur ben de bi kalça takıntısı var ki hiç hayra alamet değil. Neyse, söylesem sapık mısın lan sen dicen. Söylemem de zaten. Ya o değil de, günden güne tuhaf bi bağlılık hissediyorum hani biliyorum birimizden biri konuşsa bok olcak da. Olmuyo işte, bi türlü o salak aşamaya gelemiyo çünkü ben senin her lafının her hareketinin altında ne yattığını adım kadar iyi biliyorum. Nedenini bile yazamıyorum, içimde hep bi korku, sen bu satırları görücen ki bence bloggerdan bile haberin yok sonra anlıycan, sonra her ikili ilişkide birinin diğerine tüm duygularını açık edip diğerinin saklı kutu tavrıyla tüm üstünlüğü ele geçirip kendini açanı parmağında oynatması adlı acıklı oyunu sahneliycez. Benim midem ağrıycak, başım sızlıycak, götü başı dağıtıcam. Senden belki kimseden hoşlanamayacağım kadar hoşlanırken, nefret etmeye başlıycam aslında bizim gibiler için sevgiden nefrete giden o ince kesiği çok iyi bilirsin sen hiç olmaması gereken bi şeyi yaşamış olcam. Hayatım mükemmel olmalı ya, hiç hatam olmamalı ya.. Evet bir sürü hatam var biliyorum, bugüne kadar yapmamam gereken çok şey yaptım, ağza almamam gereken şeyler söyledim. Ama hiç ilişkim olmadı benim, bu yüzden aşırı korkuyorum. Hata denilen aşifte sarısı karının katran kokulu ellerinin değmediği tek sayfam o çünkü. Ne iyi ne kötü. Aslında tamam, biraz kötü.. Cenin pozisyonunda kıvrılan korkular/endişeler/hayal kırıklıkları ve onların yanında da daha doğmadan öldürülmüş gerçek ceninler.. Daha kötüsü ne olabilir diyosun ama biliyorum senin için de geçerli aynı şey. Biliyo musun daha en yakın arkadaşlarıma bile doğru düzgün anlatamadım. Hâlâ it gibi korkuyorum ya olumsuz bi şey söylerlerse diye. Kızım, bunun kırmadığı fındık kalmamış lan böyle sessiz kaldığına bakma demeleri ihtimaline bile dayanamıyorum. Tüm kızların girdiği salak sendroma girdim belki de, birisinden hoşlanınca onu gözünde büyütüp kendi içinde ona mükemmel özellikler ekleyerek aslında olduğundan daha farklı birine aşık olmak sonra onu elde edince senin kucaklamaya çalıştığının bi çelenk olduğunu ama elindekinin bi buketten fazlası olmadığını fark etmek denilen o sendrom. Ama bizim için böyle şeylerden konuşmak için çok çok çok erken. Ne biliyim sen benden hoşlanmazsın ki. Al işte, bu da salak, kız özgüvensizliği. Bazen bazı şeyleri benim için yapıyormuşsun gibi hissediyorum, aslında biraz önce içtiğim meyve suyu kadar eminim facebook a girdiğinde baktığın ilk profilin benimki olduğuna bknz: 21. yy hoşlanma belirtileri. Evet böyle salak saçma şeylerden çıkarımlar yapmak zorundayım, o derece de çaresizim düşün artık. Ama. Hani. Ne biliyim. Bence çok mikroskopik bi işareti bile algılayacak kadar açık duyularım şu an. Dalga geçerdim hep, "Beyaz atlı prensini bulmuş olabilirsin, peki sen onun Pamuk Prensesi değilsen?" lafıyla.

Nası itler gibi korkuyorum şimdi o varsayımdan, haberin yok. Ben, o çaprazındaki gerizekalı karı, evet.

4 yorum:

  1. Tüm yazıların çok hoş ama bunu apayrı beğendim... Kem küm edip kaldığım anları kelimelere dökmüşsün tam anlamıyla :)

    YanıtlaSil
  2. eylüül beni şu an nasıl mutlu ettin bilemezsin =D çok teşekkürler efenim -.-

    YanıtlaSil
  3. mutlu olmak, mutlu etmek... güzel şeyler bunlar :)

    YanıtlaSil