Hadi bi şeyler yapalım dediler iyi yapalım dedim. Self-control olayı kalmamış gibi bende, bugüne kadar her şeyi enine boyuna ölçtüm de noldu, bugün de koydum endişelerimin, ya şöyle olursa larımın götüne. Sürü psikolojisine dahil olmak kadar kolay bi şey yoktur benim için, millet nereye yönlendiyse aynısını yaptım. Ben vardım, o gece kıyafeti tipli çucuk ki ben ona Velet diycem, Velet vardı, Gri vardı, o vardı şu vardı.. Gri vardı. Yuri nin gelmesini de çok istedim, belki sınıf dışında olursak anlaşabilirdik, belki bana karşı ne önyargısı varsa öğrenebilirdim, belki bir şeyleri aşabilirdik ama gelmedi. Ben de ilerisini düşünmeden, gidenlerin ayak izlerinden yürüdüm. Gerçekten kimseyi arayıp haber vermek gelmedi içimden, istesem de veremezdim zaten. Ne cebimdeki para, ne artık etkisini yitirmiş pembe parlatıcım, ne düzleştiricinin etkisinden azad olmuş saçlarım, ne de yarı akmış göz kalemim.. Hiçbi şeyin önemi yoktu sanki. Sadece yürüyordum, midemi tüm ağırlığıyla taşıyordum, başım dönüyordu, ataklarım gene başlayacak gibi belirtilerini salıyordu kanıma. Beraberinde yürüdüğüm arkadaşlarımın kollarına girdim, belki de sınıfıma en yakın olduğum andı o.. Bir yerlere oturalım bir şeyler yiyelim dediler, iyi dedim. Menüyü bitirebilmek için kendimi çok zorladım, midem ağzımda gezdim ama çaktırmadım. Velet tam karşımdaydı, hiç açık vermedim. Benle uğraştı, sınıfta fırsatını bulamadığı şeyleri dışarda çok rahat yapabilirdi çünkü. Bi de bu psikoloji var ya hani. Sınıfta farklısın dışarda farklı. Başkalarıyken ayrı tepkilerin, başbaşayken çok farklı. Tamam dedim, bugün dayanırsam bir daha bu şeye katlanmak zorunda kalmıycam. Bi daha gelmedin etmedin diyemeyecekler.
Hadi bi şeyler yapalım dediler iyi yapalım dedik. Onlar arkadan ilerleyip birbirlerine sararken, bağır çağır gülerken biz Gri yle ilerde kaldık. Hadi onları tanımıyomuş gibi yapalım dedi bana uyar dedim.
Tamam gidelim o zaman.
Nereye?
Zaten kafeye gitmiyo muyuz? Onlar da arkadan gelirler. Biz gidelim.
Tamam o zaman.
Hiç bilmediğim bir sokağın ortasında, daha dinlediği müzik, doğum tarihi, bilgisayar oyunlarındaki ustalığı harici hiçbir şeyini bilmediğim herifin birine güvenerek ilerliyorduk. Aynı hizada gitmemiz için hızını yavaşlatıyordu, benim mide ağrım tavan yapıyordu ama umrumda değildi. Dışımdaki nötr ifade tamamen yapmacık bir maskeydi, içimde hoplayıp zıplayan, sevincinden gördüğü herkese sarılası, herkesi öpesi gelen bi ergen vardı. Arkadakileri bekleyelim demek istemedim, arkadakiler kendi kendine kalabalığa karışsındı, caddede dolananlardan biri olsunlardı. Gideceğimiz kafeye gelince durduk mecburen, tatlı zaafım sağolsun pasta dilimlerinin tatlıların olduğu camekana yapıştım, yanıma geldi, gülümsedi, çocuk gibisin dedi, ben hâlâ lsd çekmiş gibiydim. Bana bu kadar iyi davranmamalıydı, ben birinden hoşlanıyo gibiysem, ya ben ondan ya da o benden nefret ediyor gibi davranmalıydık, bu benim doğamın kuralıydı ya da en azından bugüne kadar hep böyle olmuştu. Ben içeri geçiyorum o zaman dedim tamam geliyorum dedi, montunu yanımdaki sandalyeye attı. İçimden kendi kendime küfrediyordum, tam bi liselisin sen, daha büyüyememişsin, bi de çok olgunum çok soğukkanlıyım diye geçinirsin, gerizekalısın sen diye sövüyordum tipime. Noldu daldın gittin dedi, yoo dinliyorum dedim. Bana bu kadar anlayışlı bakmamalısın dedim içimden, ama hani nefret ettiğin bi insana bakarsan o da senden nefret ediyo mu etmiyo mu anlarsın ya.. Beni ne kadar etkilediğinden haberi bile olmadığını o an fark ettim, kendi içimde kendi zaferime sevindim. Hoş, belli etcek hiçbi şey yapmıyordum ki, ben sadece her şeyi akışına bırakmıştım. Hep böyle sürsün istiyordum, ben asla ona ondan hoşlandığımı söylemek zorunda hissetmiyim, o asla öyle bi şey yapmasın.. Ya da senden hoşlanıyorum ama bunu söylediğimi bile unut desin. Saçma salak bi ilişki olsun bizimki, sadece arkadaşlardan değil, kendimizden de gizlediğimiz şapşal bi sır gibi dolansın etrafta. Yarı sahipsiz bi çocuk olsun yani. Benim kafamdaki şeytani planlarımdan habersiz, bana hâlâ gülümsüyordu, yiyemediğim diğer dilimle dalga geçiyordu, konuşturmaya çabalıyordu.
Ama her şeyden sonra, tüm günün ardından odama girip aynada tüm gün nası bi tiple gezdim ya ben bakışıyla kendime bakarken aklımda kalan tek şey onun "derste sana dönünce dikkatimi dağıtıyorsun o yüzden sana çok bakamıyorum. gülüşün bile farklı, hani hiç dolaylama yok sanki ifadelerinde. kalbinden ne geçiyosa dışardan da o sun sen." demesiydi. Bilemiyorum, gerçekten kalbimden geçenleri dolaylamadan suratına suratına çarpsam bana böyle bi cümle kurabilir miydi.. Diyemedim ki senin her gün baktığın suratı bu hale getirene kadar ben yarım saat makyaj, bi yarım saat de saç başla uğraşıyorum.. Aslında ben salak, aptal, gerizekalı harici acayip pis küfürler de biliyorum, belki senin bile söylemeye utancağın şeyleri ben bazen insanlar için içimden geçiriyorum. Çok pis de kıskanç biriyim, mesela şimdi sevgilim olsan, o geçen yanınıza gelen kız var ya, o ve onun gibi hepsinin ağzına sıçarım. Evet, bak ağza sıçmak fiilinden de haberim var. Ayrıca midem bozuk benim, bağırsaklarım tuhaf, beynim bi değişik. Yaz kış çorapsız gezemem, bi çıkarsam karnım iki dakkaya ağrımaya başlar. Küçükken tavuk derisi yermişim hep, çok da severmişim. Burcum hava, yükselenim toprak grubundan olduğu için de aşırı dengesizim, manik depresif diyorlarmış geçen öğrendim, evet ben ondanım işte. Aslında hayatını karartmak için birebir bi şeyim ben, senin yerinde olsam arkama bakmadan kaçardım.
Diyemedim. Diyemem. Demem. Niye diyim. İlerde herhangi bi şeyin pişmanlığını yaşayacaksa kendisini suçlamalı, bu ister arkadaşlığımız ister başka bi şeyimiz olsun.
O değil de. Ben bi sakinleştiriyim kendimi. Cidden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder